30 Aralık 2011 Cuma

Mutlu Yıllar


Son bir kaç senedir Hollywood tarafından önümüze sunulan, bol yıldız oyunculu romantik komedilere artık alıştık. Konu her zaman aynı; hayatları bir şekilde kesişen, bir grup insanın kısa hikayeleri. İşte bu türün son örneği Yılbaşı Gecesi / New Year's Eve tam da 2012'ye girmemize 2 gün kala ülkemizde vizyona girdi.

İki sene önce Sevgililer Günü / Valentine's Day filmini önümüze sunan ekip bu sefer yılbaşı merkezli bir film ile karşımıza çıkıyorlar. Senarist bir kez daha Katherine Fugate. Yönetmen koltuğunda yine, filmografisi komedi ve romantik-komedi filmlerden oluşan Garry Marshall oturuyor. Özel Bir Kadın / Pretty Woman ile türün önemli yönetmenleri arasına giren Garry Marshall, maalesef aynı başarıyı yıllar geçtikçe yakalayamıyor. 2000'lerin başında Julia Roberts ile Richard Gere'yi tekrar buluşturması da pek işe yaramamıştı. Özellikle popüler oyuncuların isimleri ile bir yerlere gelmeye çalışan filmleri 'çerezlik' dediğimiz Hollywood romantik komedilerinin başını çekiyor. 2010 yılında izlediğimiz Sevgililer Günü'de aynı böyle bir filmdi. Onlarca Hollywood yıldızı, basit ve kısa hikayeciklerin içerisinde kaybolup gidiyordu. 
                        

24 Aralık 2011 Cumartesi

Görevimiz Çok Tehlikeli



Görevimiz Tehlike'nin 70'li yılların unutulmaz dizilerinden olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. 1996 yılında Brian De Palma'nın yönetiminde beyazperdeye transfer olan dizi, başrole Tom Cruise'u taşımıştı. Zekice yazılmış senaryosu ile dikkat çeken film, görsel olarak da göz dolduruyordu. İlk filmden 4 yıl sonra daha fazla aksiyon sahneleri ile kendinden söz ettiren John Woo yönetimindeki 2. film, bundan da 6 sene sonra Ethan Hunt'ın daha insancıl yönlerine ve aile yapısına yönelen ama yine aksiyonu bol J.J. Abrams'ın yönettiği 3. film vizyona girdi. İlerleyen yaşına rağmen görüntüsünde pek bir değişiklik olmayan Tom Cruise, bu seri ile özdeşleşti resmen. Bir yandan başrolde yer alırken, diğer yandan tüm serinin yapımcılığını da üstlendi. Ve her seferinde Paramount Pictures'ın kasalarını doldurmayı becerdi.

20 Aralık 2011 Salı

Sherlock Holmes ile 2. Randevu



2009 yılında vizyona giren, Guy Ritchie'nin yönettiği Sherlock Holmes filmi eleştirmenlerce beğenilmiş bir uyarlamaydı. Daha önce de beyazperdede boy göstermiş olan ünlü dedektifin bu son macerası izleyicilerden de büyük ilgi görünce devam filminin çekilmesi kaçınılmaz olmuştu. Nitekim daha film vizyondayken hazırlıklar başlamıştı bile. Nihayet ilk filmden tam iki sene sonra, James Bond'un esin kaynağı olan bu dedektifin yeni filmi Sherlock Holmes: Gölge Oyunları gösterime girdi.

Sherlock Holmes'un orjinal hikayeleri her ne kadar ülkemizde fazla popüler olmasa da bu sefer önümüzde sadık bir uyarlama duruyor. Bu filmde baş kötü olarak Holmes'un hikayelerdeki can düşmanı Profesör Moriarty ete kemiğe bürünüyor. Aslında ilk filmden bağımsız bir hikaye olmasına rağmen küçük detaylar ilk filmin kaldığı yerden devam ediyor. Dr. Watson'un düğünü ve Holmes'un Irene Adler ile ilişkisi önceki filmden miras niteliğinde. Ama bu sefer asıl kız Rachel McAdams (Irene Adler) değil maalesef. Onun yerine orjinal Ejderha Dövmeli Kız olan Noomi Rapace, Falcı Simza karakteri ile rol çalıyor.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Hugo - Scorsese'nin Sihirli 3D Dünyası


 
Vizyondaki Hugo 3D filmine gitmeye karar verirseniz, eğer size söylenmesi gereken ilk cümle; Martin Scorsese'nin 3 boyutlu sihirli dünyasına hoşgeldiniz.. olmalı bence.  Zaten filmin başladığı ilk dakikadan itibaren bunu hissedeceksiniz...

Hugo hakkında yazmadan önce kısaca Martin Scorsese'den bahsetmek istiyorum. Defalarca aday olduktan sonra 2007 yılında, nihayet hakettiği Oscar'a Köstebek / The Departed filmi ile ulaşan Martin Scorsese, onlarca filmin gerek kamera önünde gerekse arkasında bulunmuş bir duayen. Özellikle yönetmenlik denilince alka gelen ilk ustalardan. 1970'li yıllarda Alice Doesn't Live Here Anymore ve herkesin bildiği kült film Taxi Driver ile dikkat çeken yönetmen tam 6 kez aday olduğu oscar töreninden sadece bir defa heykelcikle döndü. Hemen hemen her dönem çektiği gerek kısa, gerek uzun metraj filmleri, belgeselleri ile dikkat çektiği bir gerçek. Ben, şahsen büyük bir Martin Scorsese hayranıyım ve eserlerinin çoğunu izlemiş biriyim. En son vizyona giren uzun metraj filmi Shutter Island / Zindan Adası'nı izledikten sonra bir kez daha büyülenmiş ve bir sonraki projesini dört gözle bekler olmuştum. Yeni filmi Hugo'yu 3 boyutlu çekeceği açıklandığı zaman daha da meraklanmıştım. 

2 Aralık 2011 Cuma

Dede ve Torunun Hikayesi


Çağan Irmak, Türk Sineması'nda kendine belli bir yer edinmiş yönetmenlerden biri şüphesiz. Gişe olarakta inişli çıkışlı bir grafiğe imza atıyor. Ama şu bir gerçek ki Türk seyircinin nabzını tutmayı iyi biliyor. Bugüne kadar aile dramalarından komediye, gerilimden fantastik filmlere kadar renkli bir yelpazeye sahip olan yönetmenin son filmi Dedemin İnsanları, komedi ile dramın harmanlandığı bir aile filmi.

Film, Ege'nin küçük bir sahil kasabasında geçiyor. Olaylar 10 yaşındaki Ozan'ın gözünden anlatılıyor. Ozan'ın dedesi Mehmet Bey, zamanında ailesi ile birlikte Girit'ten Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmıştır. Bu yüzden "gavur" denilerek dışlanmaktan korkan Ozan, "Biz Türk'üz!" diyerek ailesine ve dedesine kafa tutuyor.  Etrafta belli bir saygınlığı olmasına rağmen azınlıklardan kabul edilen Mehmet Bey ise torunu Ozan'a durumu elinden geldiğince izah etmeye çalışıyor film boyunca.
               

American Channels vs. Türkiye Kanalları


Çok ilginç bir milletiz vesselam. Neden mi? TV başında geçirdiğimiz süre ortalama 5 saat çünkü. Az buz bir süre değil bu 5 saat. Ayda 150 saat, yılda 1800 saat eder. Yani 1 yılda biz yaklaşık 75 günlük bir dönemimizi TV karşısında geçiriyoruz. Boşa harcanan vakit yani. Uzmanlara göre günde 2 saatten fazla TV karşısında olmak çeşitli hastalıklara yol açıyor. Başta da obezite.. Bakınız: Amerika, ve obezite konusunda Amerika ile yarışacak hale gelmiş Türkiye.
                   
Neyse sağlık boyutunu bir kenara bıraktım neden bu kadar çok TV izliyoruz diye ufak bir araştırma yaptım. Benim yorumum ile, Amerika ile karşılaştırılmalı sonuçlar şu şekilde:

24 Kasım 2011 Perşembe

Amerika '11 Günlüklerim



Ve bir kez daha Amerika yollarına düştüm.. Ama bu sefer bir değişiklik yapıp gezi notlarımı gün gün paylaşacağım. Çünkü herkesin gittiği New York, Los Angeles, Miami, vs gibi bilindik büyük şehirler yerine araba kiralayıp kuzey eyaletlerinden bir kısmını geziyorum. Gün kısıtlı olduğu için rotayı da maalesef kısa tutmak zorunda kaldım. Başlangıç noktam Wisconsin eyaletinin La Crosse şehri, gideceğim en uzak nokta ise South Dakota eyaletinde Mt. Rushmore.. Hani o ABD başkanlarının suratlarının bulunduğu büyük dağ.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Ölümsüzler'de Ölüp Ölüp Dirilmek



Ölümsüzler / Immortals, aylardır fragmanı dönen ve özellikle vizyona gireceği 11.11.11 tarihi ile dikkat çeken bir Yunan mitolojisi filmi. Çoğu sinemada 3D gösterilen film tüm dünyada ve ülkemizde aynı anda vizyon girdi.

                
Bir filmi sinemada izlemek için herkesin belli kriterleri vardır elbet. Çoğu kişi için bol efekt ve görsel şölen bu kriterlerin başını çeker. Nitekim filmin fragmanını izlediğimden beri 300 Spartalı'daki gibi bol efektli, fantastik bir blockbuster olacağından şüphem yoktu Ölümsüzler'in..
                 

10 Kasım 2011 Perşembe

Tenten, Spielberg, Jackson



Belçikalı çizer Hergé 'nin dünyaca ünlü karakteri Tenten bir kez daha beyazperdeye geliyor. Hemde projenin arkasında iki dev isim, Steven Spielberg ve Peter Jackson bulunuyor. Bugüne kadar 70 dile çevrilen ve 200 milyondan fazla satan bu çizgi karaktere özellikle Avrupalılar aşina. Bu yüzden de bu kıtada film, Amerika'dan tam 6 hafta önce vizyona giriyor. 

              
1980'li yıllardan beri Tenten'in sinema hakları için büyük bir uğraş veren yönetmen Steven Spielberg, 2000'lerin son dönemlerinde bu işe yoğunluğunu verdi. Peter Jackson'ın yönlendirmesi ile hareket/performans yakalama (motion capture) tekniğinin kullanıldığı filmin tamamı animasyon. Ama gerçek oyuncuların, aynı Avatar'da olduğu gibi kameralarla donatılmış kostümleri ile oynadığı, ve bu görüntülerin bilgisayara aktarılarak gerçeğe yakın animasyon görüntülerin elde edildiği film, teknolojide son nokta. Kısaca film teknik olarak büyük bir yenilik ve görsel şölen sunuyor seyirciye. 
                   

3 Kasım 2011 Perşembe

Paranormal Olaylar Vol.3


15 bin dolara kotarılıp milyonlarca dolar kazanç elde edilen bir filmin devamı çekilmezse olmazdı elbet. Hele ki devam filmi de bütçesinin 60 katı bir getiri sağlıyorsa bunun da devamı gelecek demektir. Bahsettiğim filmler Paranormal Activity serisi. Ve bu sene bu serinin 3. bölümüne şahit oluyoruz.
             
İlk filmde Katie ve erkek arkadaşı Micah'ın başına gelenler, genellikle gerici ve gerçekçi bir şekilde işlendiği için çoğu izleyicinin uykularını kaçırmıştı. Film bu kadar tutunca zaten, finalini değiştirdiler ve ikinci filmi çektiler. İkinci filmde Katie'nin kız kardeşi Kristi'ye musallat olan bu doğa üstü güçler, gerilimi bir adım öteye (özellikle bebek ve köpek faktörüyle) taşırken görüntü kalitesi bakımından da ilk filme göre daha iyi bir görsellik sunuyordu. Ama tüm bunlara rağmen "bilindiklik" yüzünden ilk filmin etkisini yaratamıyordu.
                  

29 Ekim 2011 Cumartesi

Behzat Ç. Zamana Karşı


Bu hafta vizyona giren tüm filmlerin ortak noktası; kategorileri kısmında "aksiyon" kelimesinin bulunması. Filmlerin türü aksiyon gerilim veya aksiyon komedi ya da aksiyon polisiye.. Bu filmlerin ikisi yerli, ikisi de yabancı yapım. Ben önceliğimi aksiyon gerilim ve aksiyon polisiye türünde olan filmlere verdim.
                  
Vakit nakittir. Aslında Zamana Karşı / In Time'ın çıkış noktası bu cümle diyebiliriz. Öyle bir dünya düşünün ki para yerine hayatınızdan dakikaları veya saatleri kullanıyorsunuz. Ve bu süre sıfıra vurduğunda hayatınız sona eriyor. Önümüzde iyi bir konu, sağlam bir hikaye duruyor. Ama bu ilgi çekici konu, saçma sapan diyaloglar ve gereksiz sahnelerle birlikte harcanıyor ve heba oluyor. Kısaca; çok daha iyi olabilecekken, filmi aşağıya çeken bir senaryo aktarılmış perdeye.
                       

23 Ekim 2011 Pazar

Salgın Yayılıyor !!



Bu hafta yine birbirinden farklı beş yeni film gösterime girdi. Bunların içinde Salgın / Contagion ise yönetmeni ve kadrosu ile öne çıkan bir yapım.
  

Yönetmen Steven Soderbergh'i Trafik filmi ile Oscar aldıkta sonra daha iyi tanır olduk. Yeri geldi yıldız oyuncusu bol, yüksek bütçeli filmlere imza attı, yeri geldi 2 haftada çektiği düşük bütçeli, bağımsız filmler ile anıldı. Sonuçta filmografisi bayağı zengin bu yönetmenin kendine ait bir tarzı var ve belli bir hayran kitlesine sahip.
     

Salgın'ın kadrosu da çok zengin. Matt Damon, Gwyneth Paltrow, Kate Winslet, Jude Law, Laurence Fishburne, Marion Cotillard, Jennifer Ehle gibi çoğu Oscar ödüllü bir sürü oyuncu bu filmde bir araya geliyor. Hikaye sadece bir kişi etrafında dönmediği için tüm bu sayılan isimler başrol kabul edilebilir. Her birinin çok fazla rolü olmasa da kısıtlı zamanda başarılı performanslara imza attıklarını söyleyebilirim.
  

Yazımın bu kalan kısmını eğer filmi izlediyseniz veya izlemeyi düşünmüyorsanız okumanızda fayda var çünkü sürprizi(!) bozacak kısımlar içeriyor ilerleyen satırlarda. Eğer filmi izlemeye niyetliyseniz afişler arasındaki kısmı atlayıp direk son paragrafa geçebilirsiniz.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Paris'te Bu Gece Yarısı Hayat Bana Güzel


Bu hafta vizyona giren filmlerden bir çoğu, daha önceden duymuş olduğum ve izlemek için sabırsızlandığım yapımlardan oluşuyordu. Eskiden her hafta bir-iki film vizyona girerken, şimdi ise bu sayı beş-altılara çıkmış durumda. Yarı profesyonel sinema eleştirmeni olarak yapmam gereken, hemen hemen tüm filmleri izlemek ve buna ciddi bir vakit ayırabilmek, farkındayım.. Sadece vakit değil ciddi bir bütçeyi de kapsıyor bu durum. Evde dolan taşan harddiskler haricinde orjinal DVD ve Bluray'lerimin değeri binlerce TL olmuş durumda. Sağolsun bu durumda imdadıma Kent Meydanı Avşar Sinemaları yetişti. Eleştirisini yapacağım filmleri davetlileri olarak izleme şansı sundular bana.. Böyle bir teklif her sinema severin isteyipte bulamadığı cinstendi. Evimin konforunda salonlar, dev perdeler, 9 ayrı seçenek..
                  

14 Ekim 2011 Cuma

Aynı Ama Farklı Bir Gün



Sabah uyanırız.. Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri kovalar ve bir bakmışız akşam olmuş. Böylece bir günü daha geride bırakmış oluruz. Peki o günde yaşananlar ne olur? İnsanın hafızasında, anılarının içerisinde bir yer edinir kendine yüksek ihtimal. Ve hayat tüm hızıyla devam eder..
                
Tam bir ay önce raflarda kaybolmuşken bu kitap gözüme çarptı. Yazar David Nicholls'un kitabı Bir Gün / One Day o ihtişamlı kapağı ile duruyordu. Kapakta öpüşen genç bir çift, içerik hakkında az çok bilgi verir nitelikteydi. 20 yıl ve 2 insan.. Her yılın aynı günü, 15 Temmuz.
                 
Kitabın arkasındaki olumlu eleştirileri de okuyunca hemen satın aldım. Filmin Türkiye vizyonuna bir kaç hafta vardı ve filmden önce kitabı bitirmeye niyet ederek okumaya başladım.

6 Ekim 2011 Perşembe

Çılgın Aptal Aşk



Cinetech Korupark Sinemaları ve Warner Bros. Türkiye tarafından 5 Ekim 2011 Çarşamba gecesi düzenlenen Çılgın Aptal Aşk / Crazy, Stupid, Love filminin özel gösterimine bende katıldım. Öncelikle Cinetech Korupark Sinemaları'nda çalışan tüm personele ilgi ve alakalarından dolayı teşekkürü bir borç bilirim. Ücretsiz olarak gerçekleştirilen bu etkinlik herşeyden önce çok iyi planlanmıştı. Kompleksin en büyük salonunda yapılacak gösterim için gişeye geldiğimizde beklemeden, adımıza ayrılmış yerlerimizi gösteren davetiyelerimizi almıştık. Pesonelin de etkinlik çerçevesinde giydiği, filmin afişinin ve isminin yer aldığı t-shirtler, şanslı katılımcıların koltuklarının altına önceden yerleştirilmişti. Bize düşen bir tek, rahat koltuklarımıza kurulup filmi izlemek kalmıştı.
                    

Daha afişine bakarken bile beklentileri yükselten Çılgın Aptal Aşk, kadrosu ile ön plana çıkıyor. Komedi ustası Steve Carell, daha önce 3 defa Oscar'a aday olmuş Julianne Moore, Oscar ödüllü Marisa Tomei, son zamanlarda isimlerini sıkça duyduğumuz genç kuşak oyunculardan Ryan Gosling ve Emma Stone.. Hepsi bu filmde buluşmuş. Oyunculardan bahsetmişken filmdeki oyunculukların gerçekten çok iyi olduğunun altını çizmek isterim. Tüm kadro dozunda bir oyunculukla, çok doğal ve başarılı performanslara imza atıyorlar. Karşılıklı sahnelerde uyumlar müthiş.
              

3 Ekim 2011 Pazartesi

Ekim Vizyonu


Son baharın kendini hissettirdiği şu günlerde sinemalardaki hareketlilik de yeni sezonla birlikte son sürat devam ediyor. Türk sinemasının bu yaz verdiği mola da bu ay tamamen sona eriyor diyebiliriz. Büyük bütçeli Hollywood filmleri birbiri ardına vizyona girerken, şanslı olan bağımsız yapımlar da beyazperde de boy gösterecek bu ay. Avrupa filmlerinin yaz boyu vizyon şansı görmesi, yenilerinin de ancak önümüzdeki yaza kalacağına bir gösterge maalesef. Gelin bu ay vizyona girecek filmlerden öne çıkanlarını beraber inceleyelim.

2 Ekim 2011 Pazar

Aslan Kral Tekrar Bizimle



1994 yazında Amerika'da vizyona girdiğinde tarihin en çok hasılat yapan, elle çizim animasyon filmi ünvanını alacağını kimse tahmin etmiyordu. Tam 8 ay sonra tarihler 20 Ocak 1995'i gösterdiğinde, sömestr tatilinde, Türkiye'de konuşulan tek film Aslan Kral / The Lion King 'ti. Büyük küçük herkese hitap eden bu film, ülkemizde de belli bir seyirci kitlesine ulaşmıştı. Şimdi aradan tam 17 yıl geçti ve aynı Aslan Kral, 90 sonrası ve 2000 jenerasyonu için bir kez daha vizyona girdi. Hem de büyük bir yenilemeden geçerek ve 3 boyutlu olarak..

                
Aslan Kral'ı ilk kez sinemada izlediğimde daha 10 yaşındaydım. Beni en çok etkileyen filmlerden biriydi. Nitekim içinde bulunduğum büyük sinema salonu ağzına kadar doluydu ve izleyen herkesin çok beğendiğinden şüphem yoktu filmi. Şimdi 27 yaşındayım ve hem nostalji olsun hem de yenilenmiş halini görmek için arkadaşlarımla soluğu Aslan Kral (3D) 'da aldık.                 

20 Eylül 2011 Salı

Arkadaştan Öte; Seks Arkadaşlığı (Unrated / Sansürsüz Yazı)



Geçen haftasonu bir kaç arkadaşımla beraber Justin Timberlake ile Mila Kunis'in başrollerini paylaştığı, romantik-komedi Arkadaştan Öte / Friends With Benefits filminin özel gösterimine katıldık. Hollywood tarzı klişe romantik komedilerden biri olacağından şüphesiz, "çerezlik" tabir edilen, tek seyirlik bir film olduğunu bile bile bu filmi tercih ettik. Hata mı ettik? Hayır..
              
Öncelikle Hollywood ve bu enteresan rekabetinden bahsedelim. Stüdyolar arasında evel ezel devam eden bu rekabet çoğu zaman kendini hissettirmese de bazen gözümüze gözümüze sokuluyor resmen. Örneğin 90'ların sonunda bir göktaşı sevdası patlamış, Derin Darbe ve Armageddon, aynı sene gösterime girmişti. Yine aynı dönemde volkan patlamasına şahit olmuştuk iki ayrı stüdyodan. İki farklı Pamuk Prenses uyarlamasını beklediğimiz şu günlerde beyazperdenin vazgeçilmezi romantik komediler de benzer konular ile salonlara uğramaya devam ediyor.
                

Bademli'nin İçinde Bir "Bademiçi"


En sonunda Bursa'nın 1 numaralı lezzet mekanını buldum: Bademiçi. Bursa'daki restaurantların çoğunu bizzat kendim gezmiş ve yemeklerini tatmış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki Bursa'nın en lezzetli, en gösterişli buna rağmen en makul fiyatlı restaurantı burası.
                
Usta şef Ömür Akkor'u duymayan var mı hala bilemiyorum ama kendisi Türkiye, hatta dünya çapında ismini duyurmuş bir şef. İkiz kardeşi ve ailesi ile birlikte uzun yıllardır Bursa'da yaşıyor. Bursa'nın şanslı olduğu nadir konulardan biri de bu olsa gerek. Herkes büyük şehirlere, oraya buraya giderken Ömür Akkor Bursa'da yeni restaurantı Bademiçi'ni, daha yeni açtı. 
                

16 Eylül 2011 Cuma

Tarkan Cidden Megastar..


Bu yaz kendi kendime karar almıştım: Sadece Ajda Pekkan ve Tarkan'ın konserlerine gidecektim. Biri Superstar, diğeri Megastar.. Ajda konserine Bursa Açık Hava'da izledik ve hiç memnun kalmadığımızı, büyük hayal kırıklığı yaşadığımızı önceki yazımda belirtmiştim. Bu sefer Tarkan içinde aynı korku kaplamıştı beni. Ya beklediğim performansı göstermezse, ya Ajda Pekkan gibi bir fiyasko olursa diye.. Tabi bu durum sadece benim için geçerliydi. Konsere beraber gittiğimiz arkadaşlar konserin mükemmel geçeceğinden şüphesizlerdi çünkü.

Ve Ağustos başında Tarkan'ın Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'ndeki konserine biletlerimizi aldık. Hem de en önden.. İşte konser notlarım:

12 Eylül 2011 Pazartesi

Limonata @ City's by Çapamarka


Size Nişantaşı'ndaki bir mekandan bahsetmek istiyorum. Burası ne sokak arasında bir yer, ne de binaların ortasında serin bir bahçeye sahip. Lokasyon olarak Nişantaşı'nın tam göbeğinde, Teşvikiye Caddesi'ndeki City's alışveriş merkezinin içinde.. Alışveriş merkezindeki bir cafenin kulağa hiç te çekici gelmediğinin farkındayım ama burası tüm o önyargıyı yıkacak cinsten bir yer.
             
Eğer cumartesi günü Nişantaşı'nda alışveriş yapıp dolaştıktan sonra bir şeyler yemek/içmek isterseniz, mekanların özellikle bahçe/sokak kısımlarındaki masalarında yer bulmak pek mümkün olmuyor bu sıcak havada. Bırakın bahçeyi çoğu yerde içeriler bile tıklım tıklım.. Nitekim böyle bir durumda istikamet City's AVM'ye çevriliyor ister istemez. Çok katlı ama ufak bir alışveriş merkezi olan City's bir çok markayı bünyesinde bulunduruyor. En üst katında ise sinemaları var. İşte o kata çıktığınızda yürüyen merdivenlerden, sizi İzzet Çapa'nın yeni mekanı Limonata Cafe karşılıyor.

10 Eylül 2011 Cumartesi

Bu Kaçıncı Durak?




Daha dün gibi hatırlıyorum Son Durak 4 için yazdıklarımı.. Ve üzerinden 2 sene geçti de Son Durak 5 vizyona girdi bile...
           
Son Durak serisine şöyle bir göz atarsak; en iyi gişenin, serinin ilk 3D bölümü olan 4. filme ait olduğunu görüyoruz. Birinin öngörüsü ile olacak felaketten birkaç kişiyi kurtarması ve bu kurtulanların kaderin / ölümün listesinden asla kaçamamasının ısıtılıp ısıtılıp önümüze sunulduğu bu seride 3. boyutun filme dinamizm kattığı bir gerçek.
                                  
Son Durak 5'in de konusu için noktası virgülüne kadar diğer dört filmle aynı cümleleri sarf edebiliriz: Başrolde Azrail'in olduğu bir ölüm pornosu. Ve her seferinde daha da hardcore düzeyde ölüm sahneleri.. Testere serisinde olduğu gibi (O seri içinde işkence pornosu deniyor zaten) bu filmde de konudan ziyade ölüm sahnelerinin yaratıcılığı ön plana çıkıyor. Bayat ve saçma diyaloglar, yapay karakterler, ilginç tipler.. Hepsini bir kenara bırakırsak filmin can damarı olan ölüm sahneleri gerçekten çok ilginç ve farklı. Amaç ta o değil mi zaten? Seyirciyi bir şekilde germek ve ters köşe ölüm sahnelerini izletmek. Gerisi hikaye..
                 

30 Ağustos 2011 Salı

www.sinemabursa.com


Bu yazı reklam içermektedir..  :)

Daha önce filmlerle ilgili yazdığım yazıları buradan da paylaşıyordum. Ama diğer sitemize haksızlık olmasın diye artık sadece linki paylaşmakta yarar görüyorum. Yazdığım sinema yazılarına www.sinemabursa.com linkinden ulaşabilirsiniz. Editörün Yorumu köşesinde (http://www.sinemabursa.com/editorunYorumu.asp) sürekli, sinemada izlediğim filmleri kendi belirlediğim çerçevelerde değerlendiriyorum ve gerçekten para verip izlemeye değer bulup bulmadığımı paylaşıyorum.

2. Arabalar Festivali




Birincisini defalarca izlemiş biri olarak Arabalar 2 filminin gösterime girmesini aylardır bekliyordum. Amerika'da Haziran ayında vizyona giren film çoğu Disney/Pixar animasyonunda olduğu gibi aylar sonra ülkemize gelebildi.

               
Bu film eleştirmenlerce Pixar’ın en kötü filmi ilan edilmiş, hikayesi hiç beğenilmemişti. Çünkü Disney/Pixar çıtayı o kadar yükseltmişti ki beklentiler çok fazlaydı. Ben açıkçası buna pek katılmıyorum. Film yerden yere vurulacak kadar kötü değildi bir kere. Tamam hikayesi biraz basit kaçmış olabilir ama görsel yönden aşırı bir tatmin edicilik söz konusuydu.

25 Ağustos 2011 Perşembe

Ajda Fiyaskosu


Hem de tam bir fiyasko oldu bizim için bu konser.. Büyük umutlar, heves, merak, beklenti, vs.. hepsini yerle bir etti kadın. Çıkarken bile ödediğimiz bilet parasını helal etmedik. Haketmedi çünkü o kadar parayı..

2 ay önce, 50. Bursa Festivali kapsamında konser veren Ajda Pekkan'ı "Bursa'yı Yaktı Geçti" diye anlatmıştım yazımda. Ama ucuz bilete 1.5 saatlik performanısını eleştirmiş, bu yüzden "I Love Bonus" kapsamında çıktığı turnede daha iyi bir show, daha doyurucu bir konser beklentisine girmiştim. Nitekim bu konser 28 Mayıs'ta hava muhalefetinden dolayı bir kez ertelenen, 19 Ağustos'ta da "Parti sempatizanı" sıfatı ile Somali'ye giden Ajda Pekkan yüzünden 2.kez ertelenen konserdi.

Biletlerimizi geçen ay almıştık. Organizatör Ayhan Bey sayesinde yerlerimiz 1.sıradandı. Sahneyi tam ortalamıyorduk ama Ajda'nın neredeyse ağzına girebileceğimizi iddia ediyorduk.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Haydi Şirinlemeye



Çok “şirin” bir film izlemeye hazır mısınız? O zaman bu sıcak yaz günlerinin en şirin aktivitelerinden biri olan, klimalı salonda film izleme işini şirinleme zamanı ve soluğu herhangi bir sinema salonunda alma vakti. Çünkü Şirinler hem 3D hem 2D seçenekleriyle, Türkçe dublajlı olarak şirinliyorlar.
        
Uzun süredir Şirinler’in beyazperdeye transfer edileceği haberleri geliyordu Hollywood’dan. Ama neyin nasıl olacağı, tamamen animasyon mu yoksa farklı mı, ya da çizimlerinin nasıl olacağı, kısaca her şey belirsizdi. Ve sonunda yarı animasyon Şirinler filminin 2011 yazında vizyona gireceği duyuruldu. Bu sefer konu hakkında çeşitli teoriler ortaya atılmaya başlanmıştı. Ve bu konuda yapımcılar bizleri biraz şaşırttılar. Çünkü Şirinler bizim dünyamızda, New York’ta maceraya atılıyorlardı.

9 Ağustos 2011 Salı

Erman'ın Yazlık Sineması


İşsiz olduğum şu günlerde kendimi uzun zamandır stok yaptığım filmlerime vermiş durumdayım. Bu vesile ile hem en sevdiğim hobim olan "film izlemek" eylemini gerçekleştirmiş olmakta hem de günü anlamadan geçirmekteyim. Ve işte filmlerim:

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Maymunların İlk Cehennemi




Maymunlar Cehennemi Serisi 70’li yıllardan itibaren beyazperdeye uğrayan bilim kurgu klasiklerinden biridir. Özellikle maddi yönden de stüdyoya kar ettiren yapım belli aralıklarla devam filmleri ile izleyicilere sunulmuştu.

En son 2001 yılında Tim Burton’ın yönettiği ve sağlam bir kadro ile yeniden çekilen Maymunlar Cehennemi  her ne kadar film olarak hayal kırıklığı olsa da dünya çapındaki hasılatı yüz güldüren cinstendi. Bu filmden 10 sene sonra, Maymunlar Cehennemi: Başlangıç / Rise of the Planet of the Apes tüm dünyada 5 Ağustos’ta vizyona girdi.

17 Temmuz 2011 Pazar

MÜKEMMEL Be Yaa !!


Az önce televizyonda Eyyvah Eyvah 2 vardı. Kahkahalarla izledim tekrar. Kesinlikle bu seri benim favorim diye düşünürken açtım arşivimi ve bu filmler vizyondayken yazdığım yazıları okudum:

1 Temmuz 2011 Cuma

Transformers +++



Transformers, birinci filmi ile beğeni toplayan, ikinci filmi ile büyük hayal kırıklığı yaşatan bir seriydi. Bu seriyi bir üçlemeye dönüştürmek hem yönetmen Michael Bay’in hem de yapımcıların hedefiydi. Ayrıca ikinci filmin yarattığı olumsuz havayı dağıtmak için de bir fırsattı. Nitekim üçlemenin son halkası olan bu filmin, ikinci filmdeki hataları tekrar etmeyerek daha başarılı, daha anlamlı ve göz dolduran efektleri ile 3 boyutlu bir şölene dönüştüğünü rahatlıkla söyleyebilirim.

İkişer yıl arayla çekilen filmlerin hepsinde asıl konu; Autobotlar ile Decepticonların arasında devam eden ve insanoğlunun da bir şekilde dahil olduğu savaş diyebiliriz. Özellikle 2. filmde varlığından şüpheye düştüğüm “konu” durumu en önemli eksiklikti. Sadece aksiyon sahneleri içeren ama bir hikayesi olmayan ikinci filmin En Kötüler (Razzie / Altın Ahududu) ödüllerinden eli boş dönmediğini hatırlatmakta fayda var. İşte bu durum 3. film için daha titizlikle çalışmayı teşvik eden bir durum olmuş gördüğüm kadarıyla. Senaryo, bir kez daha Ehren Kruger’a emanet. Kafada soru işareti oluşturan bu isim filme karşı negatif bir önyargı oluştursa da, bu konuda yanıldığımızı görmek sevindirici.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Ajda Pekkan Yaktı Geçti




Müzik dinlemeyi çok seven biri olmama rağmen asla konserleri haz etmemişimdir. Bir kere sıkış tepiş, dipdibe, zor anlaşılır bir ses olayı, vs.. yüzünden hep ön yargılı yaklaşmışımdır konser olaylarına. Eskiden bastır parayı, al VIP bileti olayları da çok uzaktı bizim için. O yüzden en güzeli TV'den izleyip CD'den dinlemekti sevdiğimiz şarkıcıları/şarkıları.


18 Haziran 2011 Cumartesi

Süper Bir SUPER 8



J.J. Abrams ve Steven Spielberg ismini bir arada görüp heyecanlanmamak ne mümkün.. Ve sır gibi saklanan proje Super 8. Sadece bilim-kurgu ve aksiyon filmi olacağının dışında hiçbir bilginin dışarı sızdırılmadığını düşünürsek yeni bir Cloverfield vakası ile karşı karşıya kalma olasılığımız çok yüksek. Zaten fragmanları da o sinyali göndermiyor mu?
          
Yönetmen J.J Abrams.. Kendisini Alias ve Lost dizilerinin kamera arkasından hatırlarsınız. Hem yapımcı, hem yönetmen, hem yazar, hatta yaratıcı ünvanını elinde taşıyan, bu dizilerin bir numaralı adamıdır. TV’de piştikten sonra stüdyolar tarafından, daha ilk beyazperde macerasında kendisine büyük bütçeli bir film olan Görevimiz Tehlike 3 emanet edilen, ikinci macerası ise son Star Trek filmi olan Hollywood’un yeni yaramaz çocuğu. Kamera arkasındaki her bölümde yeteneğini ispat etmiş bir nevi günümüzün Spielberg’i dersek yanlış olmaz.
              

9 Haziran 2011 Perşembe

Tiyatro: Komedi


KOMEDİ 1. PERDE: Felekten Bir Gece Daha / The Hangover: Part II
              
The Hangover / Felekten Bir Gece filmi 2009 yılında vizyona girdiğinde beklenmeyen bir gişe başarısına imza attı. Hatta daha ilk film gösterimden kalkmadan devam filminin hazırlıkları başlamıştı. Nitekim ilk filmden tam 2 sene sonra The Hangover: Part II ülkemizde Felekten Bir Gece Daha ismi ile vizyona girdi. 
                   
Filmin ana kadrosu ilk filmle tamamen aynı. Tabi yeni karakterleri canlandıran yeni oyuncuların katkısı ile film daha da zenginleşmiş. Usta oyuncu Paul Giamatti ve Teddy rolü ile Oscar ödüllü yönetmen Ang Lee’nin oğlu Mason Lee filmin sürprizlerinden.

Korsanlar Geliyoorrr..


Korsanlar beyazperdeyi bir kez daha işgal ediyor. Karayip Korsanları 4. macerası ile 19 Mayıs tatilini fırsat bilip tüm dünyadan 1 gün önce ülkemizde vizyona çıkıyor.
                           
İlk filmin başarısından sonra Disney'in Karayip Korsanları'nı bir üçlemeye dönüştürmesi kaçınılmazdı. Aynı kadro ile gişe başarısının katlanarak artması, 2. ve 3. filmlerde kasaları doldururken seyirciye de eğlenceli ama giderek karmaşıklaşan hikayeler sunmuştu. Sonuçta Karayip Korsanları üçlemesi yönetmen Gore Verbinski'nin beyazperdede korsanları tekrar dirilten başarılı bir çalışması olmuştu.

                     

8 Haziran 2011 Çarşamba

Bir Aşk, Bir Ejderha ve Baştan Çıkartıcı Kokular!


             
8x4’ten bir ilk daha: Rumeli Hisarı’nda muhteşem bir project mapping gösterisi! Beauty ve Beast karakterleriyle klasikleşen masal, 8x4 yorumuyla Rumeli Hisarı’nın duvarlarında hayat buldu.

Akbank Kısa Film Festivali'nden Farklı Bir "Çile Bülbülüm" Yorumu


              
Akbank Sanat bu ay gerçekleşecek Kısa Film Festivali için duyurulara, #bizekisayeter hashtag’iyle desteklenen bir film ile başlamış.

Kartalkaya'yı Ateşleyenler


        
Hayalin bir dağın tepesine karlarla kaplı olsa da ateşle iz bırakmak kadar zor bir şey olsa bile peşini bırakma. Önce hayal eder, sonra o hayale inanırsın; nasıl yapabileceğini tasarlar ve denersin, yılmadan. Yeterince denersen, neden olmasın?
     

Ece Sükan Benim Bloguma Yakışan VAIO'yu Seçti... Sıra Sende!



Bana en çok Yeşil VAIO yakışıyor!

Ünlü moda ikonu Ece Sükan, Sony VAIO için ilginç bir işe imza attı. Blogların renkli dünyası ile Sony VAIO'nun renkli dünyasını birleştiren Ece Sükan, bir çok blog gibi benim blogumu da inceledi ve yakışacak olan rengi belirledi. Ece Sükan, blog içeriği, tasarımı, duruşuna göre 6 farklı rengi olan Sony VAIO içinden bana Yeşil VAIO'yu seçti.

sony-vaio
Ayrıca Facebook üzerinde yapılmış özel bir aplikasyonla Ece Sükan profil fotoğraflarını inceliyor ve sana yakışan Sony VAIO'yu belirliyor. Sen de fotoğrafa tıklayarak Facebook üzerinden VAIO kazanma şansı yakalayabilirsin...

Bir bumads advertorial içeriğidir.