29 Ekim 2011 Cumartesi

Behzat Ç. Zamana Karşı


Bu hafta vizyona giren tüm filmlerin ortak noktası; kategorileri kısmında "aksiyon" kelimesinin bulunması. Filmlerin türü aksiyon gerilim veya aksiyon komedi ya da aksiyon polisiye.. Bu filmlerin ikisi yerli, ikisi de yabancı yapım. Ben önceliğimi aksiyon gerilim ve aksiyon polisiye türünde olan filmlere verdim.
                  
Vakit nakittir. Aslında Zamana Karşı / In Time'ın çıkış noktası bu cümle diyebiliriz. Öyle bir dünya düşünün ki para yerine hayatınızdan dakikaları veya saatleri kullanıyorsunuz. Ve bu süre sıfıra vurduğunda hayatınız sona eriyor. Önümüzde iyi bir konu, sağlam bir hikaye duruyor. Ama bu ilgi çekici konu, saçma sapan diyaloglar ve gereksiz sahnelerle birlikte harcanıyor ve heba oluyor. Kısaca; çok daha iyi olabilecekken, filmi aşağıya çeken bir senaryo aktarılmış perdeye.
                       
Filmdeki herkes 25 yaşına kadar süresiz yaşıyor. 25 yaşına gelinince koldaki dijital saat çalışmaya başlıyor. Gündelik hayatta yapılan işlerle veya banka aracılığıyla bu saate süreler alınabiliyor / kazanılabiliyor. Böylece insanlar yaşamlarını uzatabiliyorlar. Bu arada herkesin görüntüsü 25 yaşında sabitleniyor. Yani günümüzde yaşlanmaya karşı cerrahi müdaheleleri tercih eden kişilerin (Ajda Pekkan başta olmak üzere) isteyip te bulamadığı bir durum.
                      
Filmde mekanlar Zaman Bölgeleri (Time Zones) ile ayrılıyor. İnsanlar arası sınıf ayrımı bu bölgelerde kendini belli ediyor. Zengin kesim yüzyıllarca (hatta ölümsüzce) en lüks bölgede yaşıyorlar. Fakir halk ise ölüme mahkum, ızdırap içinde yaşıyor. Peki ölümsüzlük nasıl bir seçenektir? Herkesin isteyipte bulamadığı mı? İşte bu noktada düşünceler ve sorular birbirini kovalamaya başlıyor. Nitekim ölümsüzlükten de bıkan biri çıkıyor ve tüm zamanını baş karakterimize (Justin Timberlake'e) aktarıyor. Böylece yeni bir Robin Hood doğuyor. Öncelikle bu adaletsizliği sorgulamaya başlıyor ve bu durumla mücadeleye girişiyor. Yanına zengin ve ölümsüz banka patronunun güzel kızı Amanda Seyfried'ı alıyor ve olayı birazcık Bonnie ve Clyde tadına ya da yakın geçmişten Bay ve Bayan Smith benzerine dönüştürüyorlar.  Yinede temel konsept, zenginden al fakire ver üzerine kuruluyor ve bir baş kaldırış başlıyor.
                
                
Filmde aksiyon filmlerinde olan klişe sahnelerden bol bol var. Otobanda ters ve düz takip sahneleri başta olmak üzere gerilimi yüksek tutan ve yürekleri ağıza getiren sahneler mevcut. Özellikle yaşamların son saniyelerinde karakterlerin birbirlerine koştukları yerlerde heyecan tavan yapıyor. Saçmalıklar yok mu? Tabii ki bir yığın. Kızın habire değiştirdiği kıyafetleri nereden bulduğu şüpheli. Sürekli topuklulularla koşturması, hatta saatlerce depar atması ayrı bir olay. Yine de bir bütün olarak bakınca filme vasat diyemeyiz.
                   
Yönetmen Andrew Niccol'un Savaş Tanrısı / Lord of War gibi iddialı bir filmden sonraki bu projesinin büyük beklentiler yarattığı şüphesiz. Ama bu durum ne yazıkki hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor. Yine de izlenebiliritesi olan bir yapım Zamana Karşı. Tek bir cümle ile In Time; orta karar bir aksiyon-bilim kurgu filmi. Kesinlikle türün en iyileri arasına giremez ama bilim kurgu severleri tatmin edecektir. Vaktiniz varsa bir şans verebilirsiniz.. (6/10)
                     
Bu filmi Kent Meydanı Avşar Sinemaları'nın yeni açılan VIP salonunda izledim. 38 kişilik bir salon.. Deri ve geniş koltukları, dolby digital ses sistemi ile kesinlikle izlediğim filme artı etkiler kattı. Sinemada bir film izlerken bu tip salon detaylarının seyri çok etkilediği bir gerçek. Mesela Zamana Karşı / In Time, ev yerine sinemada izlenmesi gereken filmlerden biri. Ve Avşar Sinemaları bu ev konforunu yeni salonlarında çok iyi sağlıyorlar.

Bu hafta vizyona giren diğer bir yapım, dizi dünyasından beyazperdeye transfer olan Behzat Ç. Bu filmi değerlendirirken iki bakış açısını birer paragrafta yer vereceğim.
                  
Öncelikle diziyi kaçırmadan izleyen biri gözüyle bu film tam dizinin tadında. Tek fark TV'de biplenen aşırı küfürlerin ulu orta en doğal şekilde kullanımı. Dizideki karakterlerin tamamı, diziden bağımsız bir senaryo (Emrah Serbes'in Son Harfiyat romanından uyarlandı) ile boy gösteriyorlar. Oyunculukların çoğu aynı ve çok doğal. Komedi had safhada, hatta türü ne aksiyon ne macera.. Komedi düzeyi iyice arttırılmış bir parodi gibi. Belki dizideki detayların bir kısmı yok filmde ama yine de etkisinde ve atmosferinde bir kayıp söz konusu değil. Yalnız sinema versiyonunun diziden daha iyi olması beklenirse, Behzat Ç. bunu karşılayamıyor. (Dizilerin sinema uyarlamarının her zaman gerek görsel açıdan gerekse içerik bakımından daha iyi olması beklenir.) Kalite bakımıdan diziden ne eksik, ne de fazla.. Ama dizinin fanatiklerini çok memnun edeceği bir gerçek. (8/10)
                     
Diziyi hiç izlememiş biri için aslında çok iyi bir tercih değil maalesef Behzat Ç. Sonuçta her ne kadar senaryo, dizi ile bağlantılı olmasa da karakterleri bile tanımayan yeni bir seyirci için fransız kalınacak malzeme çok fazla. Öncelikle filmde karakter tanıtımı yok. Direk konuya giriyor film ve polisiyeyi müthiş bir mizahla sunuyor. Karakterleri ilk kez gören biri için de komik içerik söz konusu ama kaçırılmazsa tabii. Polisiye filmlerde beklenen aksiyon sahneleri bu filmde yer almıyor ne yazıkki. Hikaye basit ve tek düze kalıyor. Ama filme kötü demek mümkün değil, çünkü eğlenceli bir seyirlik sunuyor Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm. Bir şey beklemeden izlenebilir.. (5.5/10)
                 
                 
Bu iki tip izleyici kitlesinin buluştuğu ortak nokta; salonda atılan kahkahalar.. Filmin türünde yazan "polisiye-aksiyon" ibaresinin altında yatan komedi ile bile Behzat Ç.'nin iyi bir gişeye imza atacağı garanti.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder