24 Kasım 2011 Perşembe

Amerika '11 Günlüklerim



Ve bir kez daha Amerika yollarına düştüm.. Ama bu sefer bir değişiklik yapıp gezi notlarımı gün gün paylaşacağım. Çünkü herkesin gittiği New York, Los Angeles, Miami, vs gibi bilindik büyük şehirler yerine araba kiralayıp kuzey eyaletlerinden bir kısmını geziyorum. Gün kısıtlı olduğu için rotayı da maalesef kısa tutmak zorunda kaldım. Başlangıç noktam Wisconsin eyaletinin La Crosse şehri, gideceğim en uzak nokta ise South Dakota eyaletinde Mt. Rushmore.. Hani o ABD başkanlarının suratlarının bulunduğu büyük dağ.


15.11.2011 - Salı (Gün 1) - Chicago, IL & La Crosse, WI

THY'nin TK5 seferi ile sabah 11:30'da yola çıktık. Yanımda tipik, Amerikalı bir kadın oturuyordu. Uçak kalkar kalmaz sohbete giriştik.. Önümüzde 11 saatlik bir Chicago yolculuğu var ve uçak ağzına kadar dolu. Neyse yemekti, sohbetti, filmdi, diziydi derken bu 11 saat geçiverdi hiç uyumadan. Uçağımız çok sarsıntılı bir şekilde havaalanına indi. Herkes söylenip dururken ben adrenalinden gayet memnundum. Halbuki asıl adrenalini uçaktan inince yaşayacağımı bilmiyordum o an.

Bağlantı uçuşum yaklaşık 2.5 saat sonraydı ve ben o rahatlıkla indim uçaktan. Büyük şoku pasaport kontrol ve parmak izi alınan yerde yaşadık. 15 bölmeden sadece 1'inde görevli vardı. İşlemin kişibaşı ortalama 5-10 dakika sürdüğü ve yaklaşık 70 kişinin bulunduğu kuyrukta uçağıma yetişmemin mümkünatı yoktu. Görevli kıza diyorum; "Uçağım var. Kaçıracağım.." diye, bana verdiği cevap: "Maalesef burda çoğu kişinin bağlantı uçuşları var. Yapacak bişey yok çünkü başka görevli yok." Bekledikçe gerildim, gerildikçe sırada bekleyen diğer yolcularla ahbaplık kurdum. Ne şanstır ki en yakın saatli bağlantı uçuşu benimkisi..


Saat 16:30, diğer uçuşuma 1 saat kala kuyrukta aynı noktada beklemekten sıkılmış bir haldeydim. Hemen yanımda Anadolu Üniversitesi öğretim görevlileri vardı. Sanırım bir konferans için gelmişlerdi. İçlerinden Yıldız Hoca beni motive edici bir konuşma yaptı ve ben "Tamam bana şans dileyin" deyip fırladım. Önce görevli ile sonra sırada bulunan Çinlisinden Japonuna herkes ile tek tek konuşup 1 saat içinde bağlantı uçuşum olduğunu ve öne geçmemin bir sakıncası olup olmadığını sordum. Herkes beklemekten bezmiş ama bir o kadar anlayışlı bir biçimde izin verdiler. Hatta benimkinden 5 dakika sonra kalkacak uçağa yetişmeye çalışan bir alman iş adamı da vardı. Dedim; "Yürü gel peşimden, sana uçağı yakalatacağım.." Parmak izlerini verdik, çok hızlı bir kontrolden geçtik. Şansıma görevli kız çok tatlı biriydi. Özür bile diledi bu durumdan ötürü..


Biz, yani bir Alman bir de Türk, koşturarak havaalanı içi metrosuna bindik. Bu arada eleman ilk kez Chicago'ya gelmiş ve uçağına yaklaşık yarım saat var. Nereye nasıl gidileceğini, ne yapacağını da bilmiyor. Dedim yine; "Yürü, gel benimle.." diye. Valizleri attık American Airlines'a koşturarak metroya bindik. Terminal değiştiriyoruz.. Ve yine bir güvenlik noktası ve upuzun bir sıra. Boş duran "Öncelikli Giriş / AA Priority Pass" görevlisine rica ettim. O da aldı bizi içeri.. Hızlıca kontrolden geçtik ve 15 dakika kala hem kendimi hem adamcağızı uçağına yetiştirdim.. Sağolsun hocalar sayesinde oldu bu diyebilirim. İşte Türk gücü !! :)


Kimbilir ne kadar susamış görünüyordum ki hostes kız uçakta bana önce 2 bardak su verdi, sonra da 3 litrelik bir şişe su hediye etti. Ve Yaklaşık 16 saat süren yolculuğum tam zamanında La Crosse'a vararak sona erdi. 


Havaalanında kankam Jesse ve karısı Samantha karşıladılar beni. İlk durağımız La Crosse içindeki meşhur Hooters restaurantı oldu. Çalışan kızların seksapeliteleri ile ön planda olduğu müthiş bir restaurant. Tavuk kanatları ve sosları ile çok meşhur. Kilo almamam lazım deyip bir kaç kızartılmış BBQ soslu tavuk kanadını yedim, patateslere falan dokunmadım. Günü 32 saat yaşamanın verdiği yorgunlukla eve gelir gelmez kanepede uyuyup kalmışım. Ve sabahın 4'ünde, şuan, uyandım yeni güne... Hedef Holmen'a gidip ailemi ziyaret etmek, sonra da liseden mezun olduğum kasaba Cashton'da bir kaç tanıdık yüz görmek.


16.11.2011 - Çarşamba (Gün 2) - Holmen, Cashton, Westby, WI 

Bugünümü eş dost akrabaya ayırmıştım daha en başından. O yüzden kiraladığım son model Chevy'm ile sabahın köründe yollara düştüm. İlk durak Holmen'daki ailem. Mommy'm Cindy beni karşısında görünce sabah sabah ufak çaplı bir şok yaşadı. Bir sarıldı ki dersin Anaconda.. Ee bende özlemiştim o kadar. Dile kolay tam tamına bir sene olmuştu. Öğlene kadar evde takıldık. Sohbet muhabbet vs.. Sonra tekrar yollara düştüm eskiden yaşadığım kasaba Cashton için. 

Cashton, tabela üzerinde nüfusu 1005 olan ve 10 yıldır güncellenmeyen ufak, yemyeşil, tipik bir Amerika kasabası. Burada daha önce yaşamış Türk sayısı: 1.. O da ben. Aynı filmlerdeki gibi bir yer. Ana caddesi olan, küçük bir City Hall binası, bankası, postanesi, ortada bir benzinlik ve süpermarket, hemen yanında tipik bir bar. Ve görüntü itibariyle kurulduğu 1855 yılından beri hiç değişmeyen, temiz ve düzenli bir kasaba. Buradaki arkadaş sayım azımsanmayacak kadar çok ama zaman kısıtlı olunca sadece bir kaç kişi ile görüşebildim. Büyük anne-babalar ile başladım ziyarete, Cashton elementery'de öğretmenlik yapan kuzenim Carmen ile tamamladım. Sonra beraber komşu kasaba Westby'ye geçtik Carmen'in ailesini, yani halamları görmek için. 
 
Görüşmelerimi tamamlayınca, akşam üzeri, La Crosse'a geri döndüm. Jesse'lerle beraber önce Olive Garden İtalyan Restaurant'ına gidildi. Olive Garden bu konseptin en başarılılarından. Fast foodçular gibi hemen hemen her şehirde vardır bir tane. Menüsü de çok zengin ve lezzetli. Tek sorun büyük Amerikan porsiyonları. Yemek öncesi çorba ve salata servisleri var, tercihe göre. Her zaman Chili ismini verdikleri hafif acılı, kıymalı çorbalarını seçmişimdir. Yine tercihimden şaşmadım. Ama sonrasında gelen ana yemeğimi yiyemedim. Tavuklu, peynirli ilginç bir mantı, ama tortellini değil. Hadi zorlasam yerdim de dönüşteki takım elbise giyeceğim etkinliğe konsantre olmuş durumdayım.. 

Oradan çıkınca Nutbush City Limits diye bir mekana daldık kalabalık bir ekip olarak. Biraz içtik, dans ettik, eğlendik ama asıl bombayı elime zorla tutuşturulan mikrofonla, zorla Türkçe şarkı söyleyerek patlattım. Ben hayatımda bu kadar çok alkış ve tezahürat aldığımı, bu ülke sınırları dışında hatırlamıyorum. Söylediğim şarkı ne miydi? Mor ve Ötesi - Bir Derdim Var.. İlk o geldi aklıma çünkü. 

Eve çok çok geç olmadan döndük. Bizimkiler son Harry Potter'ı izlemeye başladıkları sırada ben çoktan uyuyup kalmıştım. Vücudum hala alışamadı bu saat farkına çünkü..    


17.11.2011 - Perşembe (Gün 3) - Minneapolis / St.Paul, MN 

İki sabahtır olduğu gibi yine saat 4 sularında uyandım. 1-2 güne düzene girer ama sonra da dönüyorum zaten. Bunun tek kötü yanı akşamları saat 7'den sonra biraz sarhoş gibi oluyorum..


Neyse sabah erkenden yollara koyulduk yine Jesse, Sam ve ben. Hedef Minneapolis/St.Paul şehirleri. Minnesota eyaletinde olan bu şehirler birbirlerinin hemen dibinde olduğu için yerli halk buraya Twin Cities diyor. Belki bir NY veya LA ile karşılaştırılamaz ama bölgenin en büyük şehri olduğu açık. Şehrin içinde az biraz "sight seeing" turu attıktan sonra bölgenin en büyük ve en gösterişli tarihi katedralini ziyaret ettik. Ee o kadar gitmişken bir kaç mum yakmadan ve 3 kuluvallah 1 elham okumadan çıkılmaz değil mi?

   

Katedraldan çıkınca şehrin içinde biraz daha tur atıp dünyanın en büyük alışveriş merkezi Mall of America'ya gittik. Tabi alışveriş çılgınlığına bir süreliğine bende katıldım. Özellikle tekstil ürünlerinde vergi alınmaması ve normalde eyalet vergisinin diğer eyaletlere göre düşük olması alışverişi daha cazip kılan etmenlerden. Günün geri kalanını burada geçirdik. Amerika'nın en büyük akvaryumu Sea Life burada. Binlerce çeşit deniz canlısı sergileniyor dev tanklarda. Bize sadece tankların içindeki tünellerde dolaşmak kaldı. Burasını görünce İstanbul'da yeni açılan akvaryumu daha çok merak eder oldum. Acıkınca soluğu doğal olarak Bubba Gump isimli bir deniz ürünleri restaurantında aldık. Sebzeli karides şiş benim favorim oldu. Arzu'nun sipariş verdiği ojeleri bulmak tam bir komediydi. Ojelerin markası OPI, modeli ise Barcelona'da Çıplakayak (Barefoot in Barcelona) ve Çilekli Cheesecake (Strawberry Cheesecake). Biz tabi renkler konusunda tamamen bihaber, görevli kıza bu isimleri verdik ama verirken kızın bizle dalga geçme ihtimali yüksek diye düşünüp yazıyı da ayrıca gösterdik. Meğersem o markanın tüm ojeleri böyle absürd isimlerle geçiyormuş. Günü çok hızlı geçirdik gezip dolaşırken. Bir de sabahın köründe uyanmış olmanın verdiği yorgunlukla bir ara arabada sızmışım.. 


Akşam yemeği seçeneğimizi Taco Bell'den yana kullandık. Hem de arabaya servis olarak.. Taco Bell, bir ara komşumla Türkiye'ye getirtmek için niyetlendiğimiz ama Süzerlerin haklarını ellerinde bulundurduğu, meksika yemekleri yapan fast food zinciri. Muhtemelen yakında ilk şubeyi de açarlar Türkiye'ye. Zaten çok fazla yememeye özen gösteriyorum ama tüm öğünler böyle giderse dönüşte az biraz hayal kırıklığı yaşama ihtimalim de artıyor gibi. 


18.11.2011 - Cuma (Gün 4) - Onalaska, WI 


Sabah 3:10 ve ben yine uyandım. O an aklıma geldi ve hemen arkadaşım Arzu'ya SMS attım "Beni yayına alır mısın?" diye.. Çünkü ilk gün başıma gelenleri ve ABD'ye seyahat edeceklere ufak bir uyarı yapmayı kendime bir borç bilmiştim. Best FM'de yaklaşık 10 dakika süren canlı telefon bağlantısı yaptıktan sonra tekrar attım kendimi yatağa ve bir süre daha uyumuşum.




Normal insanların uyandığı saatte uyandıktan sonra gezi rotamızı gözden geçirdik tekrar. Malum kara kış bastırdı bir gün içerisinde. Şuan bulunduğum yerde kar olmasa da rotamız üzerindeki South Dakota kara teslim olmuş durumda. Biraz da kendime kızdım açıkçası, neden bir hafta önce gelmedim diye.. Nitekim biraz hayal kırıklığı biraz da üzgün şekilde arkadaşım Lacey'yi aradım. O da zaten gelmememin daha iyi olacağını çünkü kaza yapma riskimin yüksek olduğunu söyledi. Bende ona yaza doğru bir daha gelme sözü verdim ve planımızı geçici süreliğine erteledik. Aslında benim üzüldüğüm nokta; rotayı kısaltıp sadece bu iki eyalette takılmak değil de çok sevdiğim arkadaşımı göremeyecek olmamdı.

Neyse her işte bir hayır vardır deyip kiralık araç rezervasyonumu iptal ettim. Onun yerine şuan bulunduğum yeri daha çok keşfetmeye karar verdim. Zaten burada beraber takıldığım kankam Jesse ve dünya tatlısı karısı Sam ile biraz daha fazla vakit geçirecek olmam bardağın dolu kısmını gösteriyordu.
 
Sabah Jesse ile Xbox'ta NFL oynadık. Acemi şansı pek yaver gitmese de ilk kez oynadığım "Amerikan Futbolu" oyununda 28 sayı skor yaptım. Ama 42-28 kaybettim.. Sonra hazırlanıp işe gittik. Normalde burada kalacağım 3 güne göre işlerini ayarlayan kankam, benim road tripte olmam gereken günlerde çalışacaktı. Ama şimdi planlar değişince beni de işe götürdü. Sam's Club diye bizde ki Metro benzeri büyük bir markette yönetici. Tabii bir yabancı olarak, tüm personelin ilgisinin üzerimde olması çok güzeldi. Türkiye'yi anlattım, tanıttım herkese.. Resmen bir konferans verdim diyebilirim. Günün nasıl geçtiğini anlamadım insanlarla sosyalleşirken.. Zaten en iyi yaptığım şey de bu değil mi? 

Akşamı ise "Movie Night" ilan ettik. Önce Walmart'tan Oreo, Cinnabon, vs stoklarımızı aldık sonra da Subway'de akşam yemeğemizi yedik.. Eve gelince Nicole Kidman ve Nicholas Cage'in başrollerinde olduğu Trespass isimli filmi izledik. 16 Aralık 2011'de Türkiye'de vizyona girecek filmin yazısını böylece önceden yazabileceğim. Bu arada sinemada son Twilight filmini izlemek isteyen Sam için şansımızı denedik ama film burada full oynuyor, orada nasıl??    


19-20.11.2011 - Cumartesi-Pazar (Gün 5-6) - Forever Wisconsin

Kar fırtınası planlarımı alt üst etse de müthiş yoğun bir haftasonu yaşayacağımdan şüphem yoktu. Nitekim de öyle oldu.. 

Diğer kankam Lacey ile görüşemeyecek olmam beni üzmüş olsa da annesi ve babası ile yemeğe çıkmak bunu biraz da olsa telafi etti. Lori ve Tom beni her sene olduğu gibibu sene de Grizzly's Restaurant'a götürdü. Saatlerce sohbet ettik. Benim için buradaki en özel insanlardan Frederick'ler.. Sadece bu iki insanı tanımak bile Amerikalılara karşı bakış açımı değiştiriyor. Günü, kabul günü gibi tanıdıklarla geçirmeye devam ettim. Abby, Sam ve Dave ile kahve içtik, bol bol geyik çevirdik. Kankam Jesse ile takıldık, NFL oynayarak deli gibi kapıştık. 



Biraz tuhaf gelecek ama huylu huyundan vazgeçmez derler, bu haftasonu araya sinema bile sıkıştırdım. Twilight filminin Şafak Vakti - Bölüm 1'ine çıkarma yaptık topluca. Bu seriyi sevmesem de arkadaş grubu ile yapılan aktivitelerin üstüne yok. Amerika sinemalarını oldum olası sevmemişimdir zaten. Film boyunca hep bir uğultu hakim olur salona, eğer film kapalı gişe oynuyorsa. Nitekim salonun %70'ini oluşturan genç kız grubunun tepkileri beni eğlendiren tek unsur oldu resmen. Bu Amerikalılar filmde olan abuk subuk herşeye gülüyorlar. O yüzden bize komik gelmeyen saçma sapan komedi filmleri feci tutuyor burda. Filme bilet aldıktan sonra yerinin belli olmaması ve boş bulduğun yere oturma sistemi bana resmen Türkiye'yi arattı. Nerde benim o güzel sinema salonlarım? Nerde o stadyum düzeni, o ses sistemi burda? Yok yok.. AFM, Cinebonus, Avşar emin olun ki bin basar buradaki çoğu sinemaya.. 


Hayatımda ilk kez buz pateni yaptım. Başta biraz korktum ama az biraz ilerleyince insanın kendine güveni geliyor. Aynı paten kaymak gibi. Sadece biraz daha soğuk ve keskini. Baştan çok karşı çıktım ama zorla ayağıma geçirilince patenler bende piste çıkmak zorunda kaldım. Abby, Sam, Mel, Dave, Will, Chelsea ve ben buz pistini yıktık resmen. Şu bir gerçek ki snowboarddan daha kolaymış. Ama bu da feci terletiyor insanı. Tabi üzerine bir de soğuyu yiyince.. Bakalım ilaçlarımı aldım ama, umarım hasta olmam.



Bu arada biz çocuk ruhlu koca adamlar 9 sene önce oynadığımız saçma sapan oyunlara da devam ettik. Cruiser Bruiser.. Sonuç olarak iki kolumda ve bacağımda morluklar bir kaç güne çıkar sanırım. Pazar gündüz hem futbol izleyip hem de dövüşüp boğuşmak kesinlikle paha biçilemez. Özellikle Jesse'nin annesine sataşmalarımız ve kadına ettiklerimiz gülme krizine soktu resmen. Pizzasına acı sos sürdük, feci yandı kadıncağız. Facebookunun şifresini çalan biri duvarına yazdığı komik cümleler ile kopardı bizi. Ben hep Jesse'den şüphelendim ama kız kardeşi Cheyanne'inde ondan geri kalır yanı yok. Zaten evdeki diyalogları duysanız, herkes ayrı bir stand-up showa imza atıyor dersiniz. 


Kısaca sevdiğim insanlarla dolu dolu bir haftasonu geçirdim. Gezdim, tozdum, eğlendim, hasret giderdim. Güzel anılar depoladım kendime.. Nedense hiç dönmek istemiyorum burdan..


21.11.2011 - Pazartesi (Gün 7) - Coon Valley, Holmen, WI

Yorucu ve çok dolu geçen bir haftasonunun ardından pazar gecesi bir uyumuşum ki ertesi gün saat sekize kadar deliksiz resmen. Artık uykum da düzene girdi diye düşünürken dönüşe sadece 1 gün kalmış olması gerçekten üzücü oluyor.

1.5 yıl önce İstanbul'da buluşup gezdirdiğim Amerikalı aile beni yemeğe aldı öğlen. Çocukları, torunları, komşuları, hatta Lacey'nin annesi ve babası Tom ve Lori'de yemekteydi. Yine kendilerine özgü bişeyler yedik içtik. Epey bir muhabbet ettik tabi ama vakit çok geç olmadan asıl ailemin yanına gitmem gerekiyordu. 

Mommy Cindy üzülmüş onların evde kalmadım diye. Ona, Jesse'nin benim için işten izin aldığını ve eğer onu bırakıp evde kalsaydım kendimi kötü hissedeceğimi söyledim. Bereket anlayışlı davrandı, ve bir dahaki sefere evde kalma sözü verdiğim için kocaman sarılıp öptü.. Aslında bende kendimi biraz suçlu hissediyordum evde kalmadığım için ama kankamla da çok iyi vakit geçiriyorduk sabah akşam. Ama yine de herşeye rağmen ailemi, arkadaşlarımı, burayı ve buradaki insanları seviyorum. Hayat çok daha farklı ilerliyor burada.

Tüm akşamı Brueggenlar ile geçirdim evde. Beraber TV izledik, hediye paketledik, bol bol sohbet ettik. Bir ara Andrew ve Jenna geldi eve, az biraz takılıp gittiler. Köpeğimiz Wanita beni epey özlemiş olmalı ki kucağımdan hiç inmedi. Yaratık çok sevimli ama bir de tüy dökmese süper olacaktı..

Akşam 9 gibi Jesse beni gelip aldı evden ve onların eve gittik. Serseri yeni 55" televizyon almış yeni. Bu vesile ile evdeki TV sayısı beşe çıkmış oldu. Mağlum ertesi gün dönüş yoluna çıkacağım için tatilin en zor olayına sıra geldi. Valizin hazırlanması. Bu sene American Airlines nerden gelirsen gel ya da nereye gidersen git eğer yurt içi uçuşun varsa 2. valize 150$ ceza kesiyor. İşkence gibi.. Birde 23 kiloyu geçerse 50$'dan başlayan cezalar var. Bu seneye kadar hemen hemen her sene Amerika'ya 2 valizle gelmiş ve bu seferlerin bir kısmında ceza ödemiş ben bu sefer tek valizle cezasız geçebilecek miyim çok merak ediyorum. An itibariyle valizim tam 23.3 kilo. Tabi bu Jesse'lerin evdeki teraziye göre. Umarım az gösteriyordur. Çünkü sırt çantama aldığım kitapların bir kısmını valize koymak istiyorum. İşkence devam ediyor..


22.11.2011 - Salı (Gün 8) - La Crosse, WI & Chicago, IL

Sabah erkenden Jesse ile onun okula gittik. Ders: Mikroişlemciler.. Ben dejavu modunda kitabı incelerken Jesse dersi dinliyordu yanımda. Üniversite hayatımda en nefret ettiğim dersti Mikroişlemciler. Neyseki ders 12 yerine 9:30 gibi bitti de hemen eve döndük. Valizin tekrar elden geçmesi lazım çünkü. Şu tek valiz olayı hiç iyi olmadı. Nitekim her sene 2 valize zar zor sığan ben şimdi tek valize sığmam gerekiyordu.

Uçağım öğleden sonra 3'te kalkıyordu. Öncesinde hep beraber Perkins Restaurant'a gittik ve French Toast dedikleri tarçınlı yumurtalı ekmeklerden yedik. Vakit olduğu için oyalandık epey orada. Sonrasında da havaalanının yolunu tuttuk. İlk uçağım American Airlines yaklaşık 1 saat rötar yaptı Chicago'daki kötü hava şartlarından dolayı. Rötar işime geliyordu çünkü akşam 9'da kalkıyordu THY uçağım Chicago'dan. Chicago O'Hare Havaalanı'ndayken geçen yıl fanatiği olduğum Deep Dish Pizza yemeden uçağa binemezdim. Hem de Pizza Uno'dan.. Yok böyle bir lezzet yaa..


Uçağa binmeden önce bazı yolcularla sosyalleşirken bir de baktım ki geçen hafta Chicago'ya beraber geldiğim Anadolu Üniversitesi hocalarıyla yine aynı uçaktayız. Onlarla selamlaşıp geçen hafta ucu ucuna uçağıma yetiştiğimi anlattım ve 10 saatlik uçuş için uçağımıza bindik. Uçuşun 9 saatini uyuyarak geçirdim. Uçağın yarısı boş olduğu için herkes sere serpe yatabildi. 


Çok rahat bir şekilde iniş yaptık ve tekrar Türkiye'deyim. Akşama Hilton'da B. Ödül Töreni var ve benim çok hızlı bir şekilde hazırlanıp törene gitmem gerekiyor... 

Yeni seyahat rotalarım çok yakında blogumda olacaktır.. ;)






video

Wisconsin Eyaleti hakkında bilgi --> http://tr.wikipedia.org/wiki/Wisconsin 
Minnesota Eyaleti hakkında bilgi --> http://tr.wikipedia.org/wiki/Minnesota

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder