9 Ocak 2012 Pazartesi

Arzu Çağlan ile Filmler Hakkında


Soğuk ve puslu bir İstanbul günü daha.. Dışarıda yağmur resmen bardaktan boşalıyor (yandaki fotoğrafın aksine) ve bu havaya rağmen Arzu ile artık gelenekselleşmiş diyebileceğim buluşmamıza doğru gidiyorum. Her buluşmamızda ana konumuz filmler ve diziler oluyor. Daha sonra gezi / seyahat, güncel olaylar, vs. şeklinde dallanıp budaklanıyor ve anlamadan saatler geçiyor. Arzu'yu tanıyanlar bilir; sohbette kahkaha ve pozitif enerji eksik olmuyor. Hatta Amerika'dan döndüğümde gittiğimiz kebapçıda biraz daha kalsaydık muhtemelen son temizliğini falan biz yapacaktık. Artık garson arkadaşları fazla bekletmeyelim, ayıp olmasın deyip kalkmıştık. Ortak nokta da çok olunca, feci koyu oluyor muhabbet ve makara. 
                
Bahsettiğim kişi Best FM'in çılgın DJ'i Arzu Çağlan.  Ayrıca Seksi Şey Vişne, İnleyen Nağmeler ve Keyfegezer kitaplarının yazarı. İstanbul Moda'da büyümesine rağmen kökten Bursa'lı aslında. İnternetten araştıranlar resmi doğum tarihini bulabilir ama benim için yaşıtım, kankam Arzu.. Best FM'de 18 yıldır İnleyen Nağmeler programını yapıyor ve hala, her sabah 10:00-12:00 arası dinleyicilerini 2 saatliğine dünyadan koparırken, bir yandan da hayata bağlıyor. Enerjisi çok yüksek ve pozitif bir birey. Her buluşmadan sonra yanak kaslarım ağrıyor gülmekten. 

Blogum www.aliermanakyuz.com için beni cesaretlendirenlerden biri de kendisidir. Yaklaşık 6 aydır bu blogda yazıyorum ve yenilik olsun diye röportaj yapmaya karar verdiğimi söyleyince, sağolsun desteğini esirgemedi ve ilk röportajımı da kendisi ile yapma şerefine eriştim. İki film delisi bir araya gelirse röportaj ne üzerine olur? Tabii ki sinema ve filmlerin..

İlk kez kaç yaşında sinemaya gitmiştin? Hatırlıyor musunuz ilk izlediğin filmi? 
İlk okul 1.sınıftayken, yani 7 yaşında, Bahariye İlkokulu'nun sinemasında Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filmini izlemiştik. İlginç ama okulun ayrı bir sinema salonu vardı. Orada tiyatro oyunları da yapılırdı. Benim hatırladığım ilk film bu. Ama ben iki yaşındayken annemler Rüzgar Gibi Geçti'ye gitmişler sinemada. Filmde bir sahne var; atların koştuğu; ben bütün salonu birbirine katmışım korkudan. (Kahkahalar) Bu yüzden filmin başında çıkmak zorunda kalmışlar.

Film izlemek için sinemayı mı yoksa ev ortamını mı tercih edersin? 
Açıkçası sinemadan ziyade kendi evimi tercih ediyorum. Evimde kendi sinemamı kendim kurdum. Çok iyi bir televizyonum ve güçlü bir surround sistemim var. Bunu kamuoyuna ilk defa açıklıyorum: Film izlerken, özellikle çok merak ettiğim ve istediğim bir filmse, bir sürü kokulu mum ve ''twinkle'' ışıklarımı yakıyorum. Şangay kumarhanesi gibi oluyor ev. Öyle izliyorum filmi. Müthiş bir keyif alıyorum filmden. Telefonu da sessize almayı ihmal etmiyorum.

En son hangi filmi izlemiştin sinemada? 
Daha çok DVD izlediğim için pek sinemaya gidemiyorum ama en son 3 boyutlu Son Durak 4'ü izlemiştik Demet (Akalın) ile. 2.5 sene önce.. (Biraz düşünüyor) Yoo aslında Eyvah Eyvah 2'ydi en son sinemada izlediğim film. Harikaydı.. 

Her filmini izlediğin, vazgeçemediğin yönetmenler kimler? 
Hemen sayabilirim: Pedro Almodovar, Federico Fellini, Michalengino Antonioni, Woody Allen, David Fincher. Bu yönetmenlerin her filmini izledim ve izlerim. Mesela Fincher'ın son filmi, yeni versiyon Ejderha Dövmeli Kız için pek umutlu değilim ama yine de seyredeceğim. Benim gözümde sinema yapan asıl yönetmenler Fellini ve Antonioni. Avrupa sinemasını daha çok seviyorum. Sahneler, akış, planlar, teknik.. Avrupa sinemasını benim için daha cazip kılıyor. Uzakdoğu sinemasının son örneklerini de atlamamak lazım.

Film izleme alışkanlığın hakkında bahseder misin biraz?
80'li ve 90'lı yıllarda, gerek yurt dışında gerek burada bir çok film seyretmişim. Seyretmediğim film bulmakta zorlanıyorum, o derece. 90'lı yıllarda film kıtlığı vardı dersek yalan olmaz. Şimdi ise resmen bir patlama yaşanıyor. Her birini izlemek, yetişmek zor oluyor. Şimdi bir sürü yeni sinema salonları açıldı. Çoğu film tüm dünyada aynı anda vizyon şansı bulabiliyor. Eskiden öyle miydi? Filmlerin bırak geç vizyona girmesini, hiç getirilmiyorlardı bile. O zamanlar Avrupa Sineması uzaktan yakından Türkiye'ye uğramıyordu. Şuan bile Hollywood filmlerinin yanında Avrupa sinemasına yeterince önem verilmiyor. Yazın, Türkiye için en ölü sezonda, bir iki hafta gösterim şansı bulan buluyor. Ama çok azı. Özellikle son 10 yıldır filmlere ulaşmak çok daha kolaylaştı. Artık internet var, festival çok, etkinlik çok, yurtdışından DVD getirtmek çok kolaylaştı. 

(Şakayla karışık) Şuan Fransa boykotu söz konusu dersek Fransız filmlerini seyretmeye devam edecek misin? 
İzleyeceğim valla. Sanatta boykot olmaz.. (Gülüyoruz)

Az önce yönetmenleri konuşmuştuk bir de oyuncu olarak sorayım? Hiç bir filmini kaçırmadığınız oyuncular kimler? 
Oooo çok zor... Ama akla gelen ilk isim Hugh Jackman (Kahkalar, koptuk resmen toparlanmak zaman alıyor.) Aşığım, evleneceğim.. Adamın her filmini, kendimden geçmiş bir halde izledim. Tarzım değil ama X-Men'leri bile izledim. Hatta X-Men'lerden önce çevirdiği, düşük bütçeli, B movie kategorisinde, aile filmleri var. Kötü olmasına rağmen onları bile seyrettim.

O kadar seviyorum diyorsun.. 
Tabii canım, evleneceğim (Kahkahalar devam ediyor..)

Peki kadın oyunculardan kimler var? Ve Hugh Jackman harici erkeklerden?
Fransızlardan Sophie Marceau. Çok büyük oyuncu değil belki ama çok severim. 'La boum' izlediğim ilk filmi. Zaten hemen hemen aynı yaşlardayız. Dedim; 'Benim niye böyle bir gençliğim yok?' (Yine gülüyoruz.) Fanı olduğum oyuncular Audrey Hepburn ve Bette Davis. İkisinin de bütün filmleri bende mevcut ve hepsini de defalarca izledim. Erkeklerden, eskilerden Cary Grant, Alain Delon. Çoğu filmini izledim bu iki oyuncunun da. Yenilerden ise Brad Pitt, Robert De Niro, Al Pacino..

Hayatta izlemem filmini dediğiniz bir oyuncu ya da yönetmen var mı? 
Yok. Yönetmen veya oyuncu olarak ayırmam ama tür olarak var. Futbol, basketbol konulu filmleri seyretmem. Çünkü sevmem. Spor ve spor konulu filmleri sevmiyorum, seyretmiyorum. Mesela şuan vizyonda olan Brad Pitt'in Moneyball filmini de seyretmeyeceğim. Çünkü Amerikan Baseball'ını teknik olarak ele alan bir kurgusu olduğunu okudum eleştirisinden. Yani bezbolu bilmiyorsan, filmi ve kurgusunu anlaman da zor oluyor. Ben anlamam mesela..

Radyoculuğun yanında yazar kimliğin de bulunmakta. Hiç senaryo yazmayı düşündün mü? 
Düşündüm ve yazacağım zaten elbet bir gün. Çünkü kitabım 'Vişne' için ikisi yönetmen üç kişiden teklif geldi. Ama proje aşamasındayken kaldı şimdilik. Ama er geç yazacağım bir senaryo. Çok çok zor değil, kafamda konular var tabii. Hatta ingilizce yazıp direk Amerika'ya bile gönderebilirim.

Kendi hayatın bir film olsaydı türü ne olurdu? Nasıl olurdu? 
Drama olurdu herhalde.. 

Romantik komedi olmaz mı?
(Gülüyor) Benden romantik komedi falan çıkmaz. Başrolü Hugh Jackman ile paylaşırsam olur ancak. Mesela İstanbul'lu radyocu Hugh Jackman'a aşık olur ve adama ulaşmaya çalışır. Aslında öyle bir film var Greta Garbo ile ilgili.. Şaka bir yana New York'ta bir Broadway oyununda oynuyor Hugh Jackman. Şuan gitsem kulisin orda bekler görüşürüm bir şekilde ama adam evli işte.. (Kahkalar) 

Gelelim en son aldığın DVD'ye.. 
O kadar çokki. En son Ata'nın şovunu aldım. O film sayılmaz tabii. (Düşünüyor) Antonioni'nin La Notte'si. Çok güzel bir film.. Bir gece ve bir partide geçiyor baştan sona. Herkesin arşivinde olması gereken muhteşem bir film.

Filmleri jeneriğinin sonuna kadar izler misin? 
Tabii.. Biliyorsun, Bridesmaids'te jenerik yazılarından sonra çıkan bomba sahne vardı. Bu yılın en çok güldüğüm filmi buydu zaten. İki kere seyrettim.

Seni en çok güldüren, ilk aklına gelen sahneler neler?
Bridesmaids'teki o salam sahnesi, sinema tarihinin en en güzel cinsellikle ilgili esprili sahnesi. Birde Woody Allen'ın 1972 yapımı Every Thing You Always Wanted to Know About Sex * But Were Afraid to Ask filminde bir sahne vardı: Bir sürü adamı Sperm yapmış Woody Allen aynı Cellocan'lar gibi.. Spermcanlar.. Böyle giyinmişler, uzun bir koridorda yumurtaya doğru koşuyorlar.  Yalnız hepsi beyaz, bir tanesi var siyah. Zenci.. Bu kim derken koptum gülmekten. Yani böyle bir Durex reklamı vardı, Woody Allen'dan çorlama.

Film koleksiyonu yapıyor musun?
Evet.. Tabii ki.

2011 yılında seni en çok etkileyen film hangisiydi?
Bridesmaids en güldüğüm film, ama en etkilendiğim değil. En etkilendiklerim; Les amours imaginaires ve Tilda Swinton'un oynadığı I Am Love. Türk filmlerinden Eyyvah Eyvah 2'ye bayıldım. Woody Allen'ın Midnight in Paris'ini atlamayayım.

Bir filmi sinemada izlemek için ne ve nasıl olmalı sence?
Bütün Matrix'leri sinemada izledim mesela. Bu tarz bir film olursa, görselliği ile de öne çıkıyorsa, kesinlikle sinemada izlerim..

Bir sinema eleştirmeni olsaydın nasıl bir değerlendirmeden geçirirdin filmleri?
Objektif ve dürüst yaklaşırdım. Dobra biriyim zaten, açık açık söylerim. Giden beni dinleyecek, yine de gidecek filme. Eğer olumlu yaklaşmaya çalışırsan filmlere, eleştirmen değil izleyici olursun sadece. Cesur olmak zorundasın eleştirmensen.

Blogum www.aliermanakyuz.com 'u takip ediyor musun? Nasıl buldun?
Evet ediyorum.. Bence çok güzel. Tebrik ediyorum seni. Zamanla biraz daha interaktif olabilir. Tavsiyem; sadece güncel filmlere değil, eski filmlere de yönelebilirsin. Sinema blogu yapmak çok keyifli bir şey. Ucu bucağı yok.. Çok zevkli. Bloga herşeyi koyabilirsin. Eski filmlere kritik yazmasan bile listeler koyabilirsin..

Muhtemelen de yapacağım. Zaten yazın senden Yazlık Sinema olayını çorlamıştım. Tabi biraz değiştirerek.. Kendi Yazlık Sinemam başlığı altında bir yazı bile yazmıştım, evde o ay izlediğim tüm filmlerle ilgili..
Yazlık sinema dinleyicilerimin de hoşuna gitti. Son baharda bitirdim biliyorsun. Bir çok mesaj geldi ''devam et'' diye.. Konsept hep eski filmlerdi. Kışlıkta ise yeni filmlerden bahsediyorum.

Super kahraman filmlerini sever misin?
Batman sadece.. Eski yeni tüm filmlerini severim. Tabii en güzel olan sonuncusuydu. Kara Şövalye..

Batman'in son filmi The Dark Knight Rises 2012 Temmuz'da tüm dünya ile aynı anda ülkemizde de vizyona giriyor. Ee artık hep beraber bu görsel şöleni IMAX'te seyrederiz.
Gelirim valla. Yıllar önce New York'ta Imax Sineması'na gitmiştim. Gökdelen yapımları ile ilgili kısa bir filmdi. Bir de '' Denizler Altında'' diye bir belgesele.. Güzel bir deneyimde. Gidelim valla Temmuz'da..


Ve böylece röportajımızın sonuna geldik. Taksim AKM'nin yanındaki Gezi İstanbul Cafe'deydik, hem yemek hem de kahve için. Çok güzel bir 'öğleden sonra' geçirdik bir kez daha. Çıktığımızda ise İstanbul'un yağmuru ve rüzgarı bize pek nazik davranmadı. Üstüne bir de taksi bulamayınca, az biraz üşüdük ve ıslandık ama yine bile güzel geçen günümüze gölge edemedi.


Arzu Çağlan'a sonsuz teşekkürler.. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder