7 Aralık 2011 Çarşamba

Hugo - Scorsese'nin Sihirli 3D Dünyası


 
Vizyondaki Hugo 3D filmine gitmeye karar verirseniz, eğer size söylenmesi gereken ilk cümle; Martin Scorsese'nin 3 boyutlu sihirli dünyasına hoşgeldiniz.. olmalı bence.  Zaten filmin başladığı ilk dakikadan itibaren bunu hissedeceksiniz...

Hugo hakkında yazmadan önce kısaca Martin Scorsese'den bahsetmek istiyorum. Defalarca aday olduktan sonra 2007 yılında, nihayet hakettiği Oscar'a Köstebek / The Departed filmi ile ulaşan Martin Scorsese, onlarca filmin gerek kamera önünde gerekse arkasında bulunmuş bir duayen. Özellikle yönetmenlik denilince alka gelen ilk ustalardan. 1970'li yıllarda Alice Doesn't Live Here Anymore ve herkesin bildiği kült film Taxi Driver ile dikkat çeken yönetmen tam 6 kez aday olduğu oscar töreninden sadece bir defa heykelcikle döndü. Hemen hemen her dönem çektiği gerek kısa, gerek uzun metraj filmleri, belgeselleri ile dikkat çektiği bir gerçek. Ben, şahsen büyük bir Martin Scorsese hayranıyım ve eserlerinin çoğunu izlemiş biriyim. En son vizyona giren uzun metraj filmi Shutter Island / Zindan Adası'nı izledikten sonra bir kez daha büyülenmiş ve bir sonraki projesini dört gözle bekler olmuştum. Yeni filmi Hugo'yu 3 boyutlu çekeceği açıklandığı zaman daha da meraklanmıştım. 


Sonunda filmin post prodüksiyon çalışmaları sona erdi ve vizyona girdi. Aslında aylar önce çıkan fragmanlarından görsel bir şölenin bizi beklediğinden şüphem yoktu. Ayrıca önceki filmlerinin aksine Brian Selznick'in "The Invention of Hugo Cabret" adlı, gerçek hikayelerden yola çıkan, çocuk romanını tercih etmişti beyazperdeye uyarlamak için usta yönetmen. Hikayenin merkezinde Hugo isimli kimsesiz bir çocuk var. Hugo yaşamını Paris Tren Garı duvarlarının arasında yaşamakta ve saatleri düzenli olarak kurmaya devam etmektedir. Babasından hatıra kalan automotonu (robot / mekanik oyuncak) tamir etmek, en büyük hedefidir. Bu hedef doğrultusunda açığa çıkacak sırlar hem kendi hayatını hem de garda kendi halinde bir oyuncakçı olan Georges Melies'in hayatını değiştirecektir. Zaten bir noktadan sonra filmde öne çıkan isim de bu oluyor.

Benim gibi Sinema Tarihi dersi görmüş biri için bu isim (Georges Melies) bir an için tanıdık gelebilir. Nitekim film ilerledikçe de derste gördüklerimizi karşımda görünce daha çok etkilendiğimi itiraf etmeliyim. Yani Hugo 3D, sinema tarihine ışık tutan kısa bir belgesel yönüyle de dikkat çekiyor. Türü macera / dram.. Hatta gözleri dolduracak kadar. 


Hugo 3D her anlamda bir şaheser kesinlikle. Film başladığı gibi yağan kar eşliğinde, Paris'in o ışıltılı ve büyüleyici atmosferinde yaptığımız 3 boyutlu yolculuğun tarifi mümkün değil. Filmin baştan sona tüm planları etkileyici. Burada Martin Scorsese'nin eşsiz yeteneğini konuşturduğu apaçık ortada. Sadece filmin planlarında değil, o çekim ve kamera hareketleri Hugo'yu diğer filmlerden ayırıyor. Filmdeki her detay titizlikle düşünülmüş ve yaratılmış. Kitabı okumadım ama eminim canlandıracağım detaylarla çok rahat örtüşürdü. Hatta film daha tamamlayıcı olurdu. Bu arada 3D'nin etkisi, filmi izlediğiniz salonla doğru orantılı olarak değişiyor.

Filmde oyuncular da özenle seçilmiş kesinlikle. Ben Kingsley nam-ı değer Oscarlı Gandhi için kamera önünün Scorsese'si demek yanlış olmaz. Beni asıl şaşırtan İstasyon görevlisi rolündeki Sacha Baron Cohen oldu. Bu isim yerine Bruno, Borat ya da Ali G. desem daha rahat anımsanır sanırım. Filmdeki yan hikayeleri dolduran ingiliz oyuncuların çoğu tanıdık.. Özellikle Harry Potter filmlerinden. Küçük oyuncuların performansları ise dikkat çekici. Christopher Lee, Emily Mortimer, Jude Law ise küçük roller ile kadroda bulunan usta, yıldız isimler. 

Hugo, temelinde çocuk filmi olmasına karşın yetişkinlere daha çok hitap eden bir film. Belki de bu yüzden Türkçe dublajlı değil de altyazılı olarak vizyonda. Ama 3 boyut teknolojisini layığıyla kullandığı bir gerçek. Görsel bir şölen... Eğer gerçek bir sinema severseniz ve sinema tarihiyle ilgileniyorsanız bu filmi sevmemeniz mümkün değil. Çünkü Martin Scorsese'den başyapıt kabul edilebilecek başka bir film daha diyebilirim. Bu konuda bana katılmayacak, filmi izlerken görüntüler karşısında gülüp, çoğu yerde sıkılacak, çıkışta da filmi beğenmeyecek bir kesim de olacaktır elbet. O yüzden herkes bu filmi izlemeli diyemem. Sinemadan ve filmlerden beklentinize bağlı olarak tercih edilmeli. (9.5/10)       

Film hakkında yazdığım tüm cümlelerin olumlu olduğunu göz önünde bulundurarak tam puana ramak kalmışken, yarım puanı neden kırdığımı merak edenler facebook / twitter'dan sorabilir.. ;)  Fragman aşağıda..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder