11 Şubat 2012 Cumartesi

Erman'ın Kışlık Sineması


Dışarısı buz gibi ve ortalıkta grip salgını hakimken yapılabilecek en güzel şeylerden biri evde battaniye altına girip film izlemektir. Ağustos ayında, tam da ramazan ayındayken Arzu'dan çorladığım Yazlık Sinema konseptinin şimdi de kışlık versiyonuna başladım. Evde sinema keyfi başlıyoorrr...
                         

Hazır New Year's Eve / Yılbaşı Gecesi vizyondayken aynı ekibin bir önceki filmi Valentine's Day / Sevgililer Günü'nü bir kez daha izlemeye karar verdim. Eleştirmenlerce beğenilmemiş bu yapım sadece kadrosu ile ön plana çıkıyor. Sinematografi adına pek bir şey bulunmasa da türün fanatiklerini ve özellikle bayanları memnun edecek bir film. Senaryo çok basit; sevgililer gününde on ayrı hikayenin bir şekilde kesiştiği romantik bir konu. Yönetmen koltuğunda da Özel Bir Kadın filminden hatırlayacağımız Garry Marshall var. Ünlü yıldızları bir arada, aynı sahnelerde izlemek için bir fırsat..         
             

Pedro Almodovar'ın son filmi The Skin I Live In / İçinde Yaşadığım Deri kısıtlı bir kopya ile vizyona girdi. Şanslı diyebileceğim bir grup insan da bu filmi izleme şerefine ulaştı. Neden şanslı peki? Çünkü Pedro Almodovar gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerden biri ve ortaya koyduğu bu sanat örnekleri ancak çok az kişiye ulaşabiliyor. Gelelim bu filme.. Tek bir cümle ile şunu diyebilirim: Almodovar'ın en anlaşılabilir filmlerinden biri. Ve her zamanki gibi sert ve çarpıcı. Sürprizi bozmamak için konuya pek değinmiyorum ama heteroseksüel bir erkekten alınabilecek en sert intikamı alıyor Antonio Banderas. Oyunculuklar müthiş, filmin yönetimi harika.  Açıkçası izlemek biraz cesaret istese de gerçek bir sinema şöleni The Skin I Live In.
                 
Diane Lane en sevdiği kadın oyunculardan biridir. 2003 yılında Türkiye'de vizyona girmemiş ama DVD'leri çıkmış filmi Kızgın Güneş / Under the Tuscan Sun filmine Moviemax Stars HD kanalında denk gelince oturup tekrar izledim. Aslında film öyle ahım şahım bir yapım değil. Konu çok basit; boşanma sürecini zor atlatan orta yaşlı Amerikan yazar kadının kendini İtalya'da bulması ve buraya yerleşme süreci diye özetlenebilir. Bu arada çevresinde gelişen olaylar da hikayenin tamamlayıcı unsurları.. Beklenti düşük tutulursa kesinlikle sevilecek bir romantik, dram, komedi. Heleki filmin en büyüleyici kısmı o İtalya görüntüleri. Bu filmi izleyipte İtalya'ya aşık olmamak ne mümkün. İnsanın sırt çantasını toplayıp en az 1 aylığına İtalya'yı karış karış gezesi geliyor. Kısaca planları ve sıcaklığı ile akılda kalacak orta karar bir yapım Kızgın Güneş. Diane Lane her zamanki gibi güzelliğiyle büyülüyor. Arada sırada böyle kafa yordurmayan filmler de izlemek lazım. 
                    
Ve aynı gün izlediğim ikinci romantik komedi ise 2003 tarihli yine Sweet Home Alabama filmiydi. Türkçeye Beni Unutma diye çevrilen bu filmi yine Digiturk Moviemax Stars kanalında izledim. Ama zaten bu filmi yıllar önce Amerika'da bir lise öğrencisiyken sinemada izlemiştim. (Türkiye'de ABD'den tam 9 ay sonra vizyona girmişti.) Reese Witherspoon'un döktürdüğü filmlerden biri Beni Unutma. İçerisinde epey komik sahneler mevcut. Tüm oyuncular rollerinin hakkını veriyor. Senaryosu için vasat denilebilir ama kafa boşaltmak için birebir. Kısaca, amaçsız izlenebilecek filmler listesinde başı çekenlerden. Filmin ilk yarısı atışmalarla dolu ve filmi komik kılan da zaten bu atışmalar oluyor. İkinci yarı romantizm daha ağır basıyor. Türü sevenlerin keyif alacağı, izle-unut kategorisinden bir yapım.
                                       
Romantik komedilere tam gaz devam.. Bu sefer daha da eskiye gittim ve ülkemizde sinemalara uğramamış bir film izledim. İsmi Drive Me Crazy.. Başrollerinde Melissa Joan Hart ve Adrian Grenier'ın oynadığı bir lise filmi. Tipik bir  Amerikan lisesinde geçen o ona aşık, bu buna, ama o loserlardan bu popülerlerden, kim daha cool, vs. vs. tarzında boş ve saçma sapan bir film. Benim içinse tam bir terapi.. Liseyi Amerika'da okumuş ve bu tip filmleri birebir yaşamış biri olarak bu tarz filmler ne kadar kötü olursa olsun benim hep bir sempatimi kazanmıştır. Nitekim IMDb'de 5.2 puanlı bu 1999 yapımı filmi kendi anılarımı hatırlayarak, ilk kez izledim. Britney Spears'ın Crazy şarkısını ve klibini hatırlayın, işte o şarkı bu filmin OST'sinde var. Klipte de filmin oyuncuları yer alıyordu ayrıca. Sonuçta nostalji yaptım ben. Ama türü sevmeyenlerin kesinlikle uzak durması gereken bir yapım. Çoğu kişi için vakit kaybından başka bir şey değil. 
                             
Belkide kışlık sinemamın ismini romantik-komediler olarak değiştirmeliyim. Çünkü şimdi bahsedeceğim film bu zamana kadar izlediğim en tatlı filmlerden biri. Aşk Mektupları / Letters to Juliet ülkemizde vizyona girmemiş ama DVDleri çıkmış bir film. Nitekim şuan Moviemaxlerde de sık sık dönmekte. Konusu aslında çok basit ama atmosferi o kadar güzelki filmin kesinlikle sıkmıyor. Bu arada bu filmin de büyük bir çoğunluğu İtalya'da geçiyor. Demekki İtalya'yı arka fonuna taşıyan filmlere karşı pozitif yönde bir ön yargım olabilir. Tekrar söyliyeyim; öyle ahım şahım bir film değil ama iyi oyuncular barındıran, sımsıcak bir romantik komedi. Türü seviyorsanız muhakkak izlemenizde fayda var. Not: Filmin müzikleri de çok başarılı bu arada.
                     
Komedilere ara verip size 98 yapımı bir romantik dramadan bahsetmek istiyorum. Başrollerinde Ethan Hawk ve Gwyneth Paltrow'un oynadığı Büyük Umutlar. Charles Dickens'ın en sevdiğim eserlerinden biri olan Büyük Umutlar / Great Expectations'ı ilk olarak orta okulda İngilizce dersinde okumuştuk. Kitabı o kadar sevmiştim ki her versiyonu gerek İngilizce gerek Türkçe yalayıp yuttum. Ve o İngilizce dersinden tam 1 sene sonra da bu film vizyona girmişti. Aslında beni hayal kırıklığına uğratmıştı yıllar önce. Her kitap uyarlamasında olduğu gibi senaryoda çuvallayan ve özellikle müzikleri ile öne çıkan bir yapım. Hatta kitabın kilit noktaları filmde atlanıyor. O yüzden uyarlamadan ziyade esinlenme gibi değerlendirilebilir bu film. Yine de insanı etkileyen bir drama. İzlenmesi gereken yapımlardan biri. 
                  
Titanların Savaşı / Clash of the Titans aslında 2010 yapımı bir yeniden çevrim. Sinemalarda 3D oynarken çok eleştirmiştim aslında. Çünkü 2D olarak çekilmiş sonradan 3D'ye çevrilmişti. Bu da filme sadece derinlik katmış, filmi koyultmuş ve hiç bir pozitif etkisi yoktu filme para kazandırmaktan başka. Nitekim dünya çapında 500 milyon $ hasılat yaptı da film şimdi devamı çekiliyor. Sinemadan sonra bir daha izlemediğim ve pek beğenmediğim bu filmi devam filmi vizyona girmeden bir kez daha izledim. HD olarak ve TV'de.. Görsel yönden bu sefer çok büyük keyif aldım. Keşke o zamanda 2D olarak sinemada izleyebilseydim. Konu aslında çok boş, senaryo sıfır. Bu mitolojik filmlerde iyi bir senaryoya rastlamak neredeyse imkansız zaten. Bilindik oyuncular var kadroda ve izlenebiliritesi yüksek bir film. Sıkmıyor.. Aksiyonu bol.. Sanat şaheseri kesinlikle değil. Eksileri çok ama görsel anlamda bayağı iyi..

Artık bahar geldiğine göre kışlık sinemayı şimdilik kapama zamanı geldi... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder