25 Mart 2012 Pazar

Açlık Oyunları / The Hunger Games


Twilight / Alacakaranlık serisinden sonra gençlik edebiyatının en popüler serilerinden biri daha beyazperde uyarlanmaya başlandı. Suzanne Collins'in televizyonda Irak Savaşı görüntülerini ve bir reality showu izlerken kafasında oluşmaya başlayan taslağı kaleme aldığı bu 3 romanlık seri, 2008'de ABD'de yayınlandı ve yayınlanır yayınlanmaz da beyazperde yolunda ilerlemeye başladı. Başta gençler olmak üzere büyük ilgi gören ve beğenilen romanın ilki Açlık Oyunları / The Hunger Games, 23 Mart'ta tüm dünyada vizyona girdi.
                               
Hikaye, yakın gelecek zamanda, Amerika'da geçiyor. Kuraklık, kıtlık ve savaşlardan sonra Amerika'da bir tek Panem adında bir ülke kalmıştır. Bu ülke başkent ve 12 eyaletten oluşuyor. Başkentte zengin ve yönetici kesim yaşarken, bu eyaletlerde daha çok fakir halk yaşıyor. Her eyaletin kendi içinde bir görevi var ve başkente bu şekilde katkı sağlıyorlar.
Mesela kahramanımızın yaşadığı 12. bölgede madencilik yapılıyor. Başkent, her yıl, Açlık Oyunları adı verilen vahşi bir yarışma düzenliyor ve canlı olarak her yerden yayınlanıyor. Tabii RTÜK diye bir şey olmadığı için bu yarışmada kan gövdeyi götürüyor. Yarışma için her bölgeden, yaşı 12-18 arası olan bir kız bir de erkek kurayla seçiliyor. Yarışma için yaratılmış fantastik bir ormanda 24 kişiden sadece 1'i hayatta kalana kadar program devam ediyor. 
                          
Filmin ve romanında baş kahramanı olan Katniss, aslında kardeşi yerine gönüllü olarak bir ilke imza atıyor. Tabii güzelliğinin ve aynı bölgede birlikte seçilen arkadaşının, canlı yayında duygularını ona açmasının kendilerine katkıları oluyor ve kanlı mücadeleden sağ kurtulmaya çalışıyorlar.
                           
Senaryo çalışmalarında kitabın yazarı Suzanne Collins'te bulunuyor. İlk taslağı hazırladıktan sonra yönetmen Gary Ross, Billy Ray ile birlikte senaryo çalışmalarını tamamlıyor. Senaryonun kitaba sadık, başarılı bir uyarlama olduğunu söyleyebilirim. Bunda direk yazarın katkısının büyük olduğu ortada. Nitekim bu tip uyarlamalarda ne zaman kitabın yazarı senaryo ekibine katılmış olsa, o film benzerlerinin yanında öne çıkıyor resmen. Ama yine de kitaptaki her detayı ne yazıkki senaryo barındıramıyor. Öyle olsaydı eğer filmin süresinin 6 saatten kısa olmaması gerekirdi. Doğal olarak bazı kısımlar ya pas geçilmiş ya da üzerinde fazla durulmamış. Mesela lanse edilen aşk üçgeni, özellikle geride kalan çocuk açısından çok kısa, anlık olarak işleniyor ve bu da komedi etkisi yaratıyor seyircide. Nitekim izlediğim salonda 167 kişi birden kahkahalara boğulduğu o sahnede. 
                         
Filmin yönetmen koltuğunda, senaryoda da katkısı olan ve çektiği filmler arasına yıllar koyan bir isim, Gary Ross oturuyor. Kendisini 98 yılındaki Pleasentville ve 2003 yapımı Seabiscuit filminden hatırlayabiliriz. 2003'ten beri başka film yönetmeyen Ross'un bu az ve öz yapıtları ile 4 Oscar adaylığı bulunuyor. Açlık Oyunları'nın başlangıcında yönetmen, yarattığı atmosfer ile seyirciyi çok güzel filme bağlıyor. Ama düşen bir grafikle devam ediyor. Özellikle fazla hareketli kamera kullanımı ve hızlı kurgu belli bir müddet sonra baş döndürücü ve yorucu bir etki yaratıyor bünyede. Ayrıca içeriği şiddet ve vahşet olan bir kitabın ne yazıkki yaş sınırı açısından perdeye aktarılması, özü yansıtmıyor. Basite kaçılmış izlenimi yaratıyor.
                            
Oyuncu kadrosundaki yeni nesil oyuncuların performansları göz dolduruyor. Özellikle Katniss rolü ile Jennifer Lawrence çok başarılı ve bağımsız filmlerden sonra böyle bir blockbusterda iyi bir çıkış yaptığını söyleyebilirim. Aynı şekilde Josh Hutcherson içinde benzer şeyler söyleyebiliriz. Kadroda usta isimlerde mevcut. Stanley Tucci, Elizabeth Banks, Woody Harrelson bunlardan bir kaçı. Özellikle Elizabet Banks'in canlandırdığı Effie Trinket, gayet 'renkli' ve ilginç bir karakter olmuş.
                      
Sonuç olarak kötü denemeyecek bir uyarlama ve vaadini veren bir film Açlık Oyunları. Gençler başta olmak üzere bir çok kişinin izleyip salondan memnun ayrılacaklarından şüphem yok. Ama çok daha iyi olabilir miydi? Evet...  (7/10)




Bu filmi Kent Meydanı Avşar Sinemaları Salon 3'te izledim. Şekil itibari ile diğer salonlardan farklı bir konsepti olduğunu ve bu yüzden akustiğinin çok iyi olduğunu söyleyebilirim. Kesinlikle farklı bir deneyim..



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder