28 Nisan 2012 Cumartesi

Dehşet Kapanı'na Kıstırıldım Sanki


15 yıl aradan sonra Çığlık yine hortladı. Evet yanlış okumadınız.. Korku sinemasında bir dejavu ile karşı karşıyayız. 90'larda nasıl korku sineması dibe vurmuşken teen-slasher akımının Çığlık / Scream ile dirilişine tanık olduysak, bu sene de yine konu bakımından bir tıkanıklığa giren bu tür, kendisini bir parodi gibi ele alan Dehşet Kapanı / The Cabin in the Woods ile dirilmeye çalışıyor. Ama bu çalışma kimine göre çok başarılı bulunurken kimine göre saçma ötesi bir film gibi gelebilir. Aslında bir tek korku sineması diye sınırlandırmak da hata olur çünkü karşımızda orjinal duruşu ile bir korku-komedisi yer alıyor.
           
Film, ofiste çalışan iki-üç insanın garip diyalogları ile başlıyor. 'Ben hangi filme girdim böyle' diye düşünürken aniden perdeye The Cabin in the Woods yazısı yapışıveriyor ve seyirciyi yerinden hoplatıyor. Daha sonra tipik bir korku filmi başlangıcı gibi kurbanlarımızı tanımaya başlıyoruz. Bakiresinden (Virgin) sürtüğüne (Slut), yakışıklısından zekisine (Nerd) bir avuç genç haftasonu tatili için karavana doluşuyor. Ne klişe ama.. Burdan sonra film gidişatını belli etmeye başlıyor. The Hunger Games / Açlık Oyunları'nı Otel / Hostel ile harmanlayan bir senaryo ile karşı karşıya kalıyoruz. Gençlerimiz sanki bir reality showdaymışçasına her yere yerleştirilmiş kameralar ile takip ediliyor ve gerilim dozu arttırılmaya başlıyor. Ama reji havası verilmiş ofis ortamındaki sahneler ile de komedi sosu ilave ediliyor filme. Özellikle benzin istasyonundaki tekinsiz amcanın telefonda yaptığı konuşma filmdekileri olduğu kadar izleyicileri de güldürüyor. Kim nasıl ölümü seçecek onun üzerine bahisler toplanıyor ve bu, filmin korku-gerilim havasını sanki biraz dağıtıyor. Burdan sonra filme olan bakış açısı ikiye ayrılıyor. Beklentiye bağlı olarak olay eğlenceye de dönüşebilir, hayal kırıklığına da..
           
Bir sonraki paragrafı filmi izlemeyenlerinin okumamasını tavsiye ederim çünkü biraz spoiler, yani sürprizi bozacak bilgiler içermektedir. Eğer filmi izlemediyseniz aşağıdaki paragrafı komple atlayıp bir sonrakine geçebilirsiniz..
           
Birbirinden farklı bu beş genç karavan ile ormana doğru ilerlerken bir şahinin görünmeyen elektrik tellerde telef olmasına tanık oluyoruz. Bundan sonrasını sürekli birşey olmasını bekleyerek, zıplamaya hazır bir modda izliyoruz.. Korku filmlerinin tüm klişelerini barındırıyor film. Mesela sürtük kızımınız göğüslerini gösterdikten sonra ölmesi ya da 'loser' karakterin öldü sanılıp daha sonra filmin kurtarıcısı olması.. Heleki tüm ölüm makinelerinin serbest kaldığı o bol kanlı sahne, Piranha'daki gibi bir katliam sahnesine imza atarak 80'lere selam çakıyor. Finali de absürdlüğün daniskasıyla yapıp Titanların Öfkesi'nde bile olmayacak cinsten fantastik öğelere değinerek ve 'Yok artık daha neler' dedirterek bitiriyor. Alien kraliçesi Sigourney Weaver sürprizi ve Japonya göndermeleri de çok hoş olmuş ayrıca.. Kısaca 95 dakika boyunca türün hemen hemen her noktasına değiniyor film. 
            
Yönetmen koltuğunda senaryoda da imzası bulunan Drew Goddard oturuyor. Bu ismi Lost, Canavar / Cloverfield filmlerinden hatırlayabilirsiniz. Senaristlerden diğeri ise Buffy The Vampire Slayer yaratıcılarından Joss Whedon. Kulvarlarında gayet başarılı isimlere emanet edilmiş film. Oyunculardan ise Chris Hemsworth hariç tüm kadro yeni yüzlerden oluşuyor. Herkes, kendileri için yazılmış karakteri layığı ile canlandırıyor. Filmin 2009 yılında çekildiğini, 3 boyutluya transfer edilmeyi beklediğini ve bundan vazgeçildiğini de dip not olarak yazayım.
            
Ben, kendi adıma, büyük hayal kırıklığı yaşadım filmi izlerken. Beklentim tamamen farklı yöndeydi. Aslında çok basit düşünmüştüm: Bir avuç genç ormanda bir eve girip patır patır ölecekler diye ama daha şaşırtıcı bir film çıktı karşıma. Eğer reji kısmını baştan vermeselerdi belki daha şaşırtıcı ve korku-gerilimin hakkını daha iyi veren bir film olabilirdi benim için ama daha çok parodi tadında, mantık ararken iyice mantıksızlaşan bir şekilde devam etti film.
          
Sonuç olarak duruşu ile belki farklı ve başarılı bir parodi olabilir Dehşet Kapanı ama beklentiniz farklı yöndeyse tavsiye etmiyorum. Yalnız bu Hollywood'un çuvaldız olayı çok orjinal olmuş. Kendi içindeki göndermeler ile başarılı bulunmasına rağmen herkesin böyle düşünmeyeceğinden de eminim. 18 yaş üstü içeriği ile vahşetin hakkını da vermiyor değil Dehşet Kapanı. Klasik bir korku filmi beklemeyin.. (6.5/10)




Bu filmi Kent Meydanı Avşar Sinemaları'nın yenilenen 1 numaralı salonunda izledim. Ses sistemi müthiş olmuş.. Yan salonda oynayan Fetih 1453'ün hiç bir sesini de duymamak yalıtımın çok iyi olduğunu gösteriyor. Bu arada salona hizmet veren 50 küsür yıllık projektörün antika olmasına rağmen yenilere taş çıkarırcasına çalışması da cabası. Bu salonda film izlemenizi tavsiye ederim..
            

3 yorum:

  1. süper çok güzel gerçekten

    YanıtlaSil
  2. bende filmle ilgili bişyler yazmıştım filmden sahneleri anlatmıyım diyodumda sen filmi anlatmışsın kardeşim :D ama olsun güzel bir yazı olmuş. Bu arada filmde konu ve içerik bakımından çok özgün izlemeyen çok şey kaçırmış olur filmkolikler kaçırmamalı...

    YanıtlaSil
  3. Teşekkür ederim.. Bazen detaylara girince 'spoiler' yani sürpriz bozan ibaresi koymayı ihmal etmiyorum tabii.. :)

    YanıtlaSil