2 Nisan 2012 Pazartesi

The Help & Duyguların Rengi


Geçen son bahar Amerika'ya gittiğimde bir filmin gişede beklenmedik patlamasına bizzat şahit oldum. Bu ne bir Twilight, ne de Harry Potter filmiydi. İsmi The Help'ti.. Öyle bol görsel efektli gişe canavarlarından değildi belki ama konusu itibariyle insanları sinemaya çekiyordu. Nitekim o dönemde kitabı da en çok satanlar listesinde 1 numaraydı. Merakıma yenik düştüm ve bir bilette ben aldım. Amerikalıların o paçoz, buram buram patlamış mısır ve yağ kokan sinema salonunda, herhangi bir boş koltuğa geçtim ve hafif bir gürültü eşliğinde filmi izledim. 
          
Gerçekten beklediğimden çok daha iyi çıkmıştı film. O an neden Amerikalıların bu filme bu kadar ilgi gösterdiğini anlamıştım. Daha önce sert örneklerine rastladığımız bir konuyu, ırkçılığı, gayet duygusal ve mizahi bir dille anlatıyordu.
Film esnasında salondakilerin bazı sahnelerde ağladığına, bazı sahnelerde katıla katıla güldüklerine şahit olmuştum. Ben mi? Ağlayacak kadar duygusal gelmedi bana ama gerçekten güldüğüm anlar olmadı değil. Bizim bu kadar sert yaşamadığımız, birebir tanık olmadığımız bir soruna parmak basıyordu. Sonuçta Amerikalılar kadar kendimizi kaptırmıyoruz film izlerken, bu bir gerçek.
             
Gelelim filme.. The Help, Kathryn Stockett'in ilk ve şimdilik tek romanı. Çok zor şartlarda yayınlattığı bu romanını da hiç vakit kaybetmeden sinemaya uyarlamış. Kendisi de Jackson, Mississippi'li olan yazar, hakim olduğu bu konuyu kitaplaştırdıktan sonra kendisi gibi güneyli oyuncu / yönetmen / yazar Tate Taylor'a emanet etmiş filmi ve senaryoyu. The Help, Tate Taylor'un ilk uzun metraj yönetmenlik denemesi ve bu işin altından ustalıkla kalkmış diyebilirim. 
             
1960'ların Amerika'sı, bölgesel olarak, en ince detayına kadar işlenmiş filmde. Film, bir roman uyarlaması olduğu için ne yazıkki her detayı içermesede türünün başarılı örneklerinden olduğunu söyleyebilirim. Nitekim filmi izledikten sonra kitabın İngilizce baskısını almış, okumuştum. Film kadar keyif vermişti..
             
Filmin asıl teması Amerika'daki siyah-beyaz ırkçılığı.. O dönemlerde siyah halkın köle gibi ezilmesi, kullanılması, karşılıklı nefretler filmin ve kitabın temelini oluşturuyor. Tabii herkes böyle değil.. Beyaz çocukların neredeyse hepsini zenci hizmetçiler büyütüyor. Ama çocuklar büyüyünce genelde aileleri gibi burnu havada, güç ve hava budalası birer şımarık kadına dönüşüyorlar. Tabii istisnalarda var.. Skeeter, gizli saklı, arkadaşının hizmetçisi Aibileen ve Minny'den yardım alarak bu ırkçılığı kitap haline getiriyor ve bu ırkçılığa bir son verme adına çorbaya tuzunu katıyor.
            
Senaryo güzel yazılmış. Belli başlı detayları barındırarak bir yandan duygusal bir yandan da komik bir ilerleyiş sunuyor. Aibileen'in 17 beyaz çocuk büyütüp kendi oğluğunu ırkçılığa feda etmesi gerçeğe parmak basan detaylardan. Diyaloglar aynı kitaptaki gibi..
                
Filmin en öne çıkan kısmı; oyunculuklar. Zaten oyuncuların üçü bu sene Oscar adayı oldular. En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında aday olan Octavia Spencer, ödülü kucaklayan isim oldu. Viola Davis, Emma Stona, Jessica Chastain ve Bryce Dallas Howard filmdeki diğer isimler. Hepsi şahane performanslar sergiliyorlar. Özellikle Bryce Dallas Howard'ın hayat verdiği Hilly karakterini bir başkası bu kadar iyi yaşatamazdı. Viola Davis'in oyunculuğu da hakettiği şekilde kendisine En İyi Kadın Oyuncu Oscar adaylığı getirdi. Filmin ayrıca En İyi Film dalında da aday olduğunu atlamayalım. 
             
Sade anlatımı ve müthiş oyunculuklarına rağmen süresi bir drama için biraz uzun, 146 dakika.. Bunun nedeni bazı sekansların gereğinden fazla uzun tutulması denebilir. Ama sıkmadan kendini izletiyor. Filmin kurgusu ve kostümleri için fazla söylenecek bir şey yok. Başarılı.. Kısaca; duygusal, eğlenceli, zaman zaman komik ama şurası kesin; tamamen gerçek. Irkçılık şuan yok mu peki? O zamanlarki kadar olmadığı ortada. Hatta 50 yıl öncesine göre yok denecek kadar az denebilir. (Bkz. zenci bir Amerikan Başkanı: Obama) Ama bu süreçte çok zor şartlardan ve dönemlerden geçtiklerini bir çok yerden okumuştum. Bu film, bu olaya yumuşak bir dokunuş olmuş.. (8.5/10)
                   
Not: Film Türkçe'ye 'Duyguların Rengi' olarak çevrildi ve Şubat 2012'de sinemalarda gösterildi, Oscar töreninden hemen önce.. Kitabıda o dönemde raflarda yerini aldı. Yakında DVD ve Bluray'leri de çıkacaktır..





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder