5 Haziran 2012 Salı

Rüzgarlı Kent Chicago



   
Chicago Tiyatrosu
Tatil için her zaman kendi rotamı kendim çıkarmayı  adet edinmişimdir. Önce gideceğim yerleri belirler, gerekli araştırmalarını  yapar, uçak bileti, otel, araba kiralama, vs. rezervasyonlarımı  yaptırır ve öyle yola koyulurum. Bu sefer kısıtlı, sadece 6 günümüz vardı ve bu 6 günü Amerika’nın en büyük ve en güzel şehirlerinden biri, Chicago’yu keşfetmeye harcayacaktım.
       
Chicago, ABD’nin orta-kuzeydoğu kısmında, Michigan Gölü’nün kıyısında kurulmuş, canlı bir şehirdir. “Rüzgarlı  Şehir” olarak bilinmesinin nedeni; gölden vuran şiddetli rüzgarlardan ziyade “politik” anlam içermesiymiş. Bunu bizde gittiğimizde öğrendik. Nüfusu yaklaşık 3 milyon olan metropolün şehir planlaması, bizim ülkemize göre çok daha muazzam yapılmış. Gökdelenlerin doldurduğu “Downtown” ve çevresi, birbirine paralel ve dik kesişen yollar ile bloklara ayrılmış. Bu düzen neredeyse tüm Chicago, hatta tüm Amerikan kentlerine uygulanmış zamanında. Zaten Hollywood filmlerinde “Bilmem kaç blok yürüdük”  gibi tabirleri duymuşsunuzdur. Hepsi bu düzenli şehirciliğin ürünü.. Chicago hakkında söylenecek daha bir çok güzel cümle var ama bunları  “Downtown” ‘u anlatırken, aralara sıkıştırmak daha iyi olacak eminim.  
                     
Chicago'da gece
THY’nin yıllardır Chicago’ya direk uçuşu var. Geçen seneye kadar sadece New York’a ve Chicago’ya direk uçan THY, Amerika için yeni hatlar açtığının da altını çizmek lazım. Aktarmalarla vakit kaybetmek yerine THY’nin yaklaşık 11 saat süren rahat ve konforlu uçuşu ile Chicago’ya vardık. Havaalanı şehrin çok dışında olduğundan ve uçak öğleden sonra indiği için ilk etapta kendimizi otele atmak en mantıklı eylemdi. Amerika seyahatlerinin şöyle bir avantajı var. Gidişte değilde dönüşte “jetlag” oluyorsunuz genelde. Türkiye ile 8 saat fark olduğu için sanki o gün sadece 3 saat yolda geçirmişiz gibi geliyordu. Halbuki o günü 32 saat olarak yaşamıştık.
       
İlk akşam turu
Metro ile yaklaşık 45 dakikalık bir yolculuk yaptıktan sonra Downtown’ın tam göbeğinde, Trump Kulesi’nin karşısındaki otelimize yerleştik. Otelimizin adı Hotel 71. (2015'den sonra Wyndham Grand oldu) Chicago’nun en büyük ve en lüks butik otellerinden biri. Tercihimizi çoğunluk gibi 36. kat ve Chicago nehri manzaralı odadan yana yapmıştık. Tabii şehir manzaralı  oda da tercih edilebilirdi.
        
İlk akşam Loop adı verilen Downtown sokaklarında yürüyüş yapıp şehir merkezini biraz keşfettik. Loop, aynı Manhattan‘ın ufaltılmış versiyonu gibi.. Mesafeler birbirine çok yakın olduğu için metro veya toplu taşıma kullanmaya gerek bile kalmıyor. Yol yorgunluğunun verdiği bir miskinlikle erkenden uyuyup ertesi güne erkenden başladık.
         
Willis Tower'dan Downtown Manzarası
Willis Tower en üst katından bir poz
Chicago’nun ilk gezme günümüzde ilk durağımız Amerika'nın ve Chicago'nun en yüksek iş merkezi olan Willis, eski adıyla Sears Tower olmuştu. Şansımıza hava, kasım ayı olmasına rağmen çok güzel olduğu için manzara muhteşemdi. Her ne kadar sınırları ayırt edemesekte 4 eyalet görünüyormuş tepe noktasından. Bu arada Chicago'daki, özellikle Downtown'daki tüm binaların çatılarının farklı farklı mimariye sahip olduğunu belirteyim. Bunun bir inşaat kuralı olduğunu öğrendik görevliden. Nitekim hepsi birbirinden farklı bina tepelerini kendi gözlerimizle de görmüş olduk. Oradan indikten sonra Chicago nehrinde tekne turuna çıktık. Bir çok binayı bu 'Sight Seeing Tour' ile tanıttı rehber bize. Tur esnasında taktığım Türk Bayraklı berem sayesinde yanımıza gelen bir Türk vatandaşı ile tanıştık. Tesadüf bu ya, kendisi bizi Chicago'ya getiren uçağın 2. pilotuymuş.. Tekne turunu hep beraber tamamladıktan sonra akşam yemeği için tercihimizi fast food kategorisine giren Çin restaurant zinciri Panda Express'ten yana kullandık. Amerika'nın en güzel portakallı tavuklarını ve fırınlanmış yumurtalı pilavlarını kesinlikle Panda Express yapıyor. Gece otelimizin en üst katında, hafif bir blues müziği eşliğinde içkilerimizi yudumladık. Bu arada Chicago denince akla gelen ilk müziktir Blues..
          
Chicago Nehri'nde ve Michigan Gölü'nde tekne turu
Wallnut Room'daki Noel Ağacı
Tatil demek farklı lezzetleri tatmak demektir bizim için. O yüzden kahvaltıyı otel yerine Panera Bread isimli yerde 'Bagel & Cream Cheese' yiyerek yaptık. Bugünü alışveriş günü  ilan etmiştik o yüzden önce State St. 'de dolaştık ve en büyük AVM'lerden biri olan Marshall Fields'e girdik. 7. kattaki Wallnut Room isimli restaurantın meşhur olduğunu okumuştum bir yerlerde. Gerçekten de öyle olmalıydı ki bir sürü kokoş, Sex and the City'den fırlamış ablalar, amcalar öğle yemeği için buradaydı. Yemekten ziyade 10 metreden daha yüksek olan noel ağacı dikkat çekiyordu. Buradan çıkınca kış sezonu başlamış olmasına rağmen Navy Pier'e gittik otobüsle. Navy Pier 1916'da eğlence merkezi olarak açılmış bir liman.. Günümüzde ise bir sürü restaurant, mağaza, müze, oyun alanları ve IMAX Sineması'nı barındıran bir kompleks. İskele tarafında bulunan dönmedolap yavaş yavaş dönerek şehre farklı bir bakış açısı sunuyor. Tabii bizden kaçmaz deyip ona da bindik. Kasım ayı olduğu için insan yoğunluğu yok denecek kadar azdı. Epey yorulmamıza rağmen otelde hazırlanıp concon bir akşam yemeği yemek için Chicago'nun en yüksek 3. binası olan Hancock Tower'a gittik. Buranın 95. katında yer alan Signature Room at the 95th restaurantında önceden yer ayırtmıştık. Ve Amerikalıların tabiriyle 'amazing' bir geceye imza attık. Loş ışık altında o enfes ve lezzetli yemeklerimiz ve yanında içtiğimiz şarabın tadı hala damağımda. Ayrıca restaurant müdürünün yıllardır Chicago'da yaşayan bir Türk olduğunu da belirteyim.
Navy Pier ve Büyük Dönme Dolap
Grand Park içinde Millennium Parkı
Ertesi gün şansımıza hava bir kez daha güneşli ve çok güzeldi. Sahil kenarında yer alan en büyük park olan Grand Park, bu havada dolaşmak için idealdi. İçerisinde Millenium Park var birde.. Bir çok Chicago'da geçen filmde gözünüze çarpmıştır belki; fasülye tanesi şeklinde aynamsı bir yapı vardır burada. Herkes önünde, içinde falan fotoğraf çektirir. Bizde eksik kalmayıp fotoğraflarımızı  çektikten sonra parkta yürüyerek John G. Shedd Akvaryum'una gittik. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim İstanbul'daki iki akvaryum da buradan kat be kat daha iyi.. Akabinde Adler Planetaryumu'nu ve Astronomi Müzesi'ni dolaştık. Tüm uzaya gönderilen Apollo'lar, Columbia'lar ile ilgili detaylı bilgiler ve görseller bu müzede yer alıyor. Gitmeye değer kesinlikle.. Akşam yemeğimizi Pizzeria Uno'da, Chicago'dan başka yerde bulamayacağınız Chicago stili Deep Dish Pizza ile yaptık. Derin ve malzemeleri tersten yerleştirilmiş bu pizzanın lezzetini alan bir daha meşhur pizza zincirlerinin yanından kesinlikle geçmez.. Chicago'ya gelmişken tiyatrolar bölgesinde meşhur müzikallerden birini izlemeden dönmek olmaz deyip Aslan Kral'ı seyrettik o akşam.
         
Meşhur Fasülye.. :)
Signature Room 95th manzarası
Chicago'daki 5. günümüze North Michigan Ave.'yu gezerek başladık. Burası aslında meşhur 'Magnificent Mile' denilen Manhattan'ın 5th Avenue tarzı caddesi. Armani, Chanel, Burberry, Prada, Louis Vitton vs, tüm ciks markaların birbirinden lüks mağazaları  bu caddede yer almakta. Ürünlerin etiketlerinin 4 haneli sayılarla ifade edildiği bu mağazalara girmek bile cesaret istiyordu açıkçası. Yolun devamındaki Water Tower binası ise 1871'deki büyük Chicago yangınından kurtulan ender yapılardan. Öğleden sonra ise Downtown'ın dışına çıkıp metro ile Chinatown'a gittik. Enteresan bir Çin yemeği yedikten sonra biraz etrafta dolanıp geri döndük. Akşam ise merkezde, yani Loop'ta yer alan Hothouse isimli mekanda kendimize geç vakte kadar caz ve blues ziyafeti çektik.
        
Chicago'daki son günümüzde ise biraz kültürel bir aktivite yapalım deyip Art Institute of Chicago müzesine gittik. Tipik bir sanat müzesi.. Biraz hızlı dolaştığımız için yarım günde bitirdik ama normalde bir günü alan bir yer. Chipotle isimli Mexican Restaurant'tında meşhur burritolarımızı yedikten sonra Trump Tower'ın orada, yani otelimizin tam karşısındaki film çekimini seyrettik. Mağlum Chicago film çekimleri için en çok tercih edilen şehirlerdendir. Transformers, Yaşam Kaynağı / Source Code, Aşk Yemini / The Vow geçen yıl içerisinde Chicago'da çekilen filmlerden ilk aklıma gelenler.. 
Film çekimi
Artık dönüş vakti gelmişti ve çift katlı tren ile Wisconsin'a doğru yola çıkmıştık. Chicago macerası genelde Downtown ile sınırlı kalmıştı. Daha gezilecek, görülecek bir sürü yer vardı ama bu 6 güne en önemli kısımları sığdırmıştık. Bir dahaki sefere, yaza doğru, daha farklı aktiviteler için gelmek farz olmuştu. O yüzden eğer yolunuz Chicago’ya düşerse bu yazdıklarımı göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim...
      
♥ Chicago.. Hemde bu kadar..




1 yorum:

  1. 6 ay kadar önce ilk kez gitmiştim ve kardeşim orada yaşadığı için Carol Stream'de kalıp sadece 1 gün Downtown'da gezme fırsatım olmuştu.Bir dahaki sefere yazdığınız yerleri de gezeceğim. Chipotle yedim tabi ki ama İstanbul'daki çok yer daha güzel yiyecekler yapıyor bence.Teşekkürler

    YanıtlaSil