20 Haziran 2012 Çarşamba

Sevgili John


'Ya bir mektup her şeyi değiştirirse?' 
    
Sevgili John / Dear John, Amerikan edebiyatının usta kalemlerinden biri olan Nicholas Sparks'ın 2010 yılında beyazperdeye de uyarlanan romanı. 2 yıl önce satın alıp rafta unuttuğum kitabı geçen hafta elime geçirince okumaya başladım. Nitekim filmin DVD'si de uzun süredir rafta durmaktaydı. Her zaman niyetlenmiştim; ilk önce kitabını okuyacak akabinde de filmini izleyecektim. Genellikle sonuç hayal kırıklığıyla noktalansa da konusu itibariyle romantizm ve dramı içeren bir eseri beyazperdeye uyarlamak ne kadar zor olabilirdi ki? Geçen son bahar vizyona giren ve aynı dönemde ülkemizde kitabı da yayınlanan Bir Gün / Ona Day bunun en başarılı örneklerinden mesela.. Bu Bir Gün'ü referans alarak aynı düşünceyi Sevgili John içinde besliyordum..
     
Kitaba başlar başlamaz beni içine çekti. Tipik bir Amerikan hikayesiydi.. Bir çocuk ilk görüşte bir kıza aşık olur. Ama hayat bir şekilde onları ayırır.. Aradan zaman geçer, çocuk dünyanın bir ucunda savaşırken kız başkası ile evlenir, falan filan.. Aslında çok klasik, bilindik bir hikaye, basit bir anlatımla, kafayı fazla zorlamadan aktarılıyor okuyucuya Sevgili John'da.. 
      
Zaten Nicholas Sparks'ın bu zamana kadar yazdığı bütün romanları aynı türden dersek yalan olmaz. Hepsi romantik-dram. Hemen hemen hepside beyazperdeye uyarlanmış ve başta ABD olmak üzere (ki çoğu ülkede sinemaya uğramadan direk DVD pazarına düşmüştür filmler) gişede de başarılı olmuş yapımlardır. Ör. A Walk To Remember, Notdefteri / The Notebook, The Last Song.. Tam da Amerikan halkına hitap eden kitaplar ve filmler.. Ama artık orada yaşamış olmanın verdiği bir şeyle mi bilemiyorum; kitabı çok sevdim.. Tüylerimi diken diken eden sayfalar oldu. Çok etkileyici gelen bölümler.. Ama çok klişe ve basit gelen yerler de yok değil. Kısaca okuması kolay ve akıcı bir kitaptı Dear John.
      
Kitabı bitirdiğim günün akşamı DVD'yi taktım ve izlemeye başladım. Kitabı beğenince filmin de öyle olacağını umuyordum. Filmin başrolünde gençlerin son gözdelerinden Channing Tatum ve Amanda Seyfried yer alıyor. Görsel açıdan iki mükemmel insanın perdedeki uyumu da muhteşem oluyor. Ama sorun şu ki 300 küsür sayfalık kitabı 105 dakikalık filme dökmek ister istemez hayal kırıklığına neden oluyor. Kitap ile çelişen ve değiştirilen kısımlarda cabası. Eğer Bir Gün'deki gibi senaryoyu yazan kitabın yazarı olsaydı mühim detayların seyirciye aktarılması daha başarılı olabilirdi.. Ama olmamış. 
      
Dediğim gibi kitabın üstüne hemen filmi izleyince, filmin eksikleri daha çok göze batıyor. Baba-oğul ilişkisi kitapta çok güzel yansıtılırken filmde çok es geçilmiş. Savannah ile John'un arası film çok hızlı ilerlediği için kitaba göre daha sahte ve üstünkörü işlenmiş. Kitabı okumamış biri için bile film başarılı bir aşk filmi olamayacaktır eminim. 
       
      
Sonuç olarak Nicholas Sparks yazdığı sürece filmleri beyazperdede boy göstermeye devam edecektir. Senaryo yazarı da başkası olunca filmleri de kitapların gölgesinde kalmaya mahkumdur. İzlenebiliritesi yok mu? Var tabii ama beklentiyi çok yüksek tutmaya da gerek yok. Çünkü film kitabın ruhunu taşımıyor.. (6.5/10)



1 yorum:

  1. Bu gerçekten büyük bir hüsran oluyor.Bilmiyorum sizde de benim düşündüğüm gibi midir ama önce kitabını okuduğum hiç bir film kitabı kadar iyi değil.Galiba bu bizim hayalgücümüzden kaynaklanıyor.Yazı için teşekkürler.

    YanıtlaSil