4 Ağustos 2013 Pazar

W.E. - Aşk Fedakarlık Mıdır?


Geçen yıl İngiltere (Birleşik Krallık / UK), Kraliçe II.Elizabeth'in tahtta çıkışının 60. yıldönümünü coşkuyla kutladı. Her ne kadar monarşik bir yönetim sistemi görünsede, ortaçağın aksine, günümüzde parlementer bir monarşidir bu. Kraliyet ailesinin yetkileri sınırlıdır ve yürütme yetkisi hükümettedir. Bu arada dünyanın gözü her daim sembolikte olsa devam ettirilen kraliyet ailesinin üzerindedir. Hatırlıyorum da en son, geçen yıl, Prens William ile Kate Middleton'ın evlilik törenlerini bilmem kaç milyar kişi izlemişti.. 
     
Gerek 15-16.yy olsun, gerekse daha 15 sene öncesi.. İngiltere Kraliyet Ailesi yüzlerce kitaba, doğal olarak filme, diziye, vs. konu olmuştur. Yaşananlar, skandallar, gerçekler, kurgular.. İşte onlardan birini ünlü sanatçı Madonna beyazperdeye taşıdı geçen yıl. Filmin adı W.E. Yani Wallis ile Edward'ın baş harfleri..
     
Windsor Dükü VIII. Edward (1894-1972), şuanki Kraliçe II. Elizabeth'in amcası, V. George'dan sonra tahtın varisiydi. 1910-1936 arasında tahtta bulunan kral V. George öldükten sonra VIII. Edward 20 Ocak 1936'da tahta çıktı. Ama 1934'ten beri ABD'li Wallis Simpson (1896-1986) ile aşk yaşıyorlardı. Wallis Simpson o dönem Ernst Simpson ile evliydi. Ve İngiltere (Gerek halk gerek hükümet..) bu duruma karşı çıkmıştı. Edward ise hayatının kararını verdi ve 10 Aralık 1936'da tahtan çekildi. İngiltere tarihinde ilk kez bir kral kendi isteği ile tahtı bırakmıştı. Sevdiği kadın uğruna alınan bu karar belkide kraliyet tarihinde büyük bir değişikliğe neden oldu. Nitekim tahtı Edward'ın kardeşi VI. George (York Dükü Albert) devraldı ve sonrasında ise kızı II. Elizabeth kraliçe olarak ilklere vesile oldu. 
    
Filme konu olan Wallis Simpson ilk evliliğini ABD donanmasında subay olan Win Spencer ile yapmıştı. Evliliğinde birçok travmatik durum yaşayan Wallis 1927'de boşanmış ve hemen ertesi yıl Ernst Simpson ile evlenmişti. Konumları gereği İngiltere'de bulunan Simpsonların VIII. Edward ile tanışmaları o dönemdeki sevgilisi Thelma sayesinde olmuştu. 1934 yılında Thelma New York'ta iken Wallis ve Edward arasındaki ilişki başgösterdi. İngiliz medyası ile arası iyi olan kraliyet ailesinin bu durumu ülke sınırları içerisinde örtbas etmesi zor olmadı ama yabancı basın durumun üstüne çok geliyordu. Nitekim baskılar sonucu aşkını tercih eden Edward, uğruna tahtı bıraktığı Wallis ile Fransa'ya gitti. (Sürgün edildiler.) Burada Nazi sempatizanı oldukları ileri sürüldü ve yerli/yabancı basının ilgisi üzerlerinden hiç eksik olmadı. Film ana noktasında bu hikayeye değiniyor ve asıl soruyu soruyor: Aşkı uğruna Edward tahttan vazgeçti.. Peki ya Wallis nelerden vazgeçti?
     
W.E. sadece 20.yy başında yaşanan bu hikayeyi anlatmıyor. Aslında New York'ta mutsuz evliliğini sürdürmeye çalışan Wally üzerinden ilerliyor film. Wally ailesinden gelen bir saplantı ile ismini aldığı kadın Wallis Simpson'a tutku halinde bağlı. Hatta kaderleri bile çok benzer yönler taşıyor. New York'ta 1998 yılında Edward ve Wallis'in eşyalarının açık arttırma ile satıldığı bir sergi açılır. Evliliği uğruna kariyerinden de vazgeçen Wally her gün buraya gitmektedir. Bu noktada iki hikaye sürekli kesişmeye başlar. Flashbacklerle bir anda 1930'lara yolculuk yapar seyirci.. Sürekli gider gelir.. Bu arada hayatın sürprizlerle dolu olduğunu her iki hikayede acısıyla tatlısıyla önümüze sunar.
      
       
Çok iddialı ve bir o kadar travmatik bir sahne ile başlayan W.E. bir senedir bir çok festivelde gösteriliyordu. Bir çok eleştirmen tarafından hayal kırıklığı ile karşılanan film bence bayağı iyi bir romantik drama. Popun kraliçesi Madonna'nın elinden çıktığına inanmak neredeyse imkansız. Çok profesyonelce ve başarılı.. 
      
Teknik olarak da gerek planlar, gerek kurgu, vs. filmin dikkat çeken diğer kısımları. Ama bunlardan önce oyunculukların çok iyi olduğunu belirtmek isterim. Başroldeki genç oyuncu Abbie Cornish kariyerindeki en zor rolünü canlandırıyor belkide. Oyunculuğu değil ama karakterindeki abartılı anlara rağmen doğal oynuyor. Andrea Riseborough çok başarılı bir Wallis Simpson portresi çiziyor. Yaşadığı acıyı, aşkı, ruh halini seyirciye hissettirebiliyor ama senaryonun izin verdiği ölçüde. Bu noktada senaryodaki bazı eksiklerin olduğunu da söylemeliyim. Zamanlar arası gel gitler ve kurguda birbirine geçirilmiş sahneler iyi düşünülmüş olsada iki hikayedeki aşkı tam yansıtamıyor perdeye. Sürekli bir kopukluk oluşu tüm filmi etkiliyor ve 2 saatlik süresine rağmen hikayeyi tam ve net bir şekilde anlatamıyor. Yinede önemli detayların bir çoğunu barındıran senaryo hikayeleri istediği gibi sunamıyor. Belki görsel açıdan değil ama bütününde filmi olumsuz olarak etkiliyor. Bu olumsuzluğu ise bir müzik kadını olan Madonna, usta olduğu kulvarda kapatıyor. Yani filmin müzikleri tek kelime ile şahane. Baştan sona hemen hemen her sahne müzikle destekleniyor. Altın Küre ödüllü şarkısı Masterpiece ise filmin sadece bitiş jeneriğinde yer alıyor. Bu nedenle şarkının Oscar adayı olamadığını belirteyim. Olsa kesin Oscarı da alırdı..
    
Kısaca etkileyici bir romantik drama W.E. Madonna ismine karşı bir ön yargınız olmasın başarısız denemeyecek bir çalışma olmuş. Sonuçta gerçek bir hikayeyi kurgu ile bir arada çok güzel işlemişler.. Beklentiyi fazla tutmadan izlenildiğinde epey beğenilebilir. Türü sevenler kaçırmasın derim..     (8/10) 
       


Not: Filmde, bir sahnede Haluk Bilginer, Abbie Cornish ile karşılıklı oynuyor. Çok iyi bir oyuncu olduğu şüphesiz.. Birde Madonna şu anda İstanbul'da konsere hazırlanırken kendi filmini izlemek paha biçilemez.. 


4 Eylül 1936 - VIII. Edward ve Mustafa Kemal Atatürk

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder