28 Aralık 2012 Cuma

Anna Karenina: Yılın Son Başyapıtı


Daha önce defalarca beyazperdeye uyarlanan Tolstoy'un klasik eseri Anna Karenina bir kez daha huzurlarımıza çıkıyor. Akılda kalıcı bir yapım olacağını daha fragmanlarından belli eden Anna Karenina, yönetmen Joe Wright'ın tarzıyla diğer uyarlamalardan farkını da ortaya koyuyor. İzleyiciye görsel bir şölen sunan bu yapım, özellikle sanat yönetimi, kostümleri ve dekoru ile göz kamaştırıyor. Tüm bunlarla bütünleşen senaryo ve oyunculuklar filmi direk zirveye taşıyor. Kısaca yılın son cuma günü bir başyapıt ile 2012'ye veda ediyoruz. Anna Karenina gecikmeli olarakda olsa nihayet Türkiye sinemalarında..
    
Kitabı okumayanlar ve/veya önceki uyarlamaları izlememişler için Anna Karenina'dan kısaca bahsetmek gerekirse; 19 yy. sonlarında Rusya'da geçen yasak bir aşkın hikayesi demek yanlış olmaz. St. Petersburg sosyetesinden olan ve siyasetçi Karenin ile 9 yıllık evliliğini sürdüren Anna, kardeşi Oblonsky'den eşi Dolly ile arasını düzeltmesini isteyen bir mektup alır. Bunun üzerine Moskova'ya giden Anna, trende Kontes Vronsky ile tanışır. Garda Kontesi karşılamaya gelen oğlu genç subay Vronsky ile de aralarında bir elektriklenme olur. Akabinde Vronsky Anna'nın peşine düşer. Büyük bir dans balosunda Anna ile dans ederlerken tüm dikkatleri üzerlerine çekerler ve dedikodulara engel olamazlar. Bunun üzerine Anna eşi ve oğlunun yanına St Petersburg'a döner. Ama ne dedikodular ne de Vronsky Anna'nın peşini bırakır. Zaman ilerledikçe Anna kalbine engel olamaz ve konumunu, ailesini geriye atarak aşkın kollarına bırakır kendini. Sonra neler mi olur? Bilmeyenler için sürprizi bozmayalım..
      
Filmin yönetmeni, artık kendini ispatlamış bir isim; Joe Wright. Aşk ve Gurur, Kefaret, Hanna bundan önceki filmlerinden bazıları. Daha önce de iki kez Keira Knightley ile çalışan yönetmen, uyumlarını bir kez daha beyazperdeye yansıtıyor. Keira Knightley de artık usta bir oyuncu. Anna'nın duygularını çok başarılı bir şekilde hissetiriyor izleyiciye. Her sahnede yeteneğini kusursuz bir şekilde gösteriyor. Tutkulu bir aşık, kıskanç bir sevgili, oğluna düşkün bir anne.. Ama hepsinden önce sosyetenin önde gelen isimlerinden olan Anna'yı romandan çıkarıp ete kemiğe bürüyor. En son Sophie Marceau'nun unutulmaz performansı ile hayat bulan Anna, bir kez daha diriliyor ve Keira Knightley'nin bedeninde canlanıyor. Vronsky rolünde izlediğimiz genç isim Aaron Taylor-Johnson'ı bu yaz izlediğimiz Vahşiler / Savages'dan hatırlamanız mümkün. Buradaki rolünün de hakkını layığı ile verdiğini söyleyebilirim. Zaten Karenin olarak izlediğimiz Jude Law için söyleyecek tek kelime bulamıyorum. Muhteşem.. Oyunculukların tamamı kusursuz ve çok başarılı.. Filmin oyuncu seçimi konusunda hedefi onikiden vurduğunu söyleyebilirim.
      
Yukarıda da söylediğim gibi filmin en dikkat çeken kısmı kostümleri ve dekorları. Buna Joe Wright'in etkileyici kamera kullanımını da dahil edince görsel açıdan büyüleyici bir film ortaya çıkıyor. Geçişlerin genelde kamera hareketi ile sağlandığı, kopukluk içermeyen bağlantı sahneleri, filmin büyüleyici atmosferine daha da konsantrasyon sağlıyor. Zaten tiyatro sahnesini baz alarak yarı opera/müzikal ile gerçek hayatı harmanlayan film, müzikleri ve dans sahneleriyle de iyi bir iş çıkarıyor. Tom Stoppard'ın senaryosu uyarlamanın hakkını verirken, orjinal olmayı da başarıyor. Kusursuz değil ama.. Filmin bütününe baktığımızda giriş ve gelişme kısmının, özellikle yasak aşkın başlangıcına kadar geçen sürenin normalden biraz uzun olduğu hissediliyor. Belki de bu yüzden film birden toparlanıp sonuca ulaşma yoluna giriyor. Anna'nın kıskançlıklarına anlam verememek ya da gerçek mi hayal mi olduğunu kafamızda kurgulayana kadar filmin final yapması küçük detaylar olsa da Joe Wright bir bütün olarak başarıya imza atıyor. 
     
     
Filmin büyük bir çoğunluğu tiyatroda geçiyor. Kimi zaman sahnede, kimi zaman seyircilerin arasında, zaman zaman da sahne altındaki / üstündeki gizli kısımlarda.. Hayatta bir tiyatro gibi değil mi zaten? Çevreye karşı hep bir oyunculuk sergilemez miyiz bizde? Benim bu tarzdan çıkardığım mesajlardan biri de bu oldu. Ne yazıkki insanlar toplumun fikirlerine, dedikodulara kulaklarını tıkayamıyor ve yüzde yüz, içlerinden geldiği gibi kendi hayatlarını yaşayamıyorlar. Nitekim Anna'nın da içine düştüğü durum bundan farklı değil. Tabii o zamanın şartlarına göre şuan daha rahat bir durumda olduğumuzu söyleyebiliriz ama şöyle bir düşününce durumun sadece görünen yüzünün değiştiğini, temelde yine aynı kalıpların hakim olduğunu görmek mümkün. Burada da şöyle bir ikileme düşülebilir: Aşk uğruna herşeyden vazgeçebilir mi insan? Yoksa belirlenmiş kurallar çerçevesinde mi yaşamak lazım? Anna'nın yaptığı ne kadar kabul edilebilir, orası tartışılır tabii.. Ki gerçek hayatta da bolcana tartışılan konulardan biridir bu. Bir yandan aşka boyun eğmek, diğer yanda zina, aldatma, toplumun karşısında küçük düşme.. 
       
     
Filmin felsefesini daha fazla irdelemeden bağlayacak olursak eğer; Anna Karenina kesinlikle bu senenin baş yapıtlarından biri. Farklı bir uyarlama.. Her açıdan enfes ve büyüleyici.. Gerçekten sanatsal bir film izlemek istiyorsanız bu filmi kaçırmayın. Kimi zaman kafa karıştırır gibi olsa da kendinizi bu büyüye bırakabilirseniz eğer etkilenmemeniz mümkün değil..     (9.5/10)
     

      

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder