10 Ocak 2013 Perşembe

Bir Arızanın Nesi Var, İki Arızanın Aşkı Var


Hollywood'un önümüze sunduğu romantik komedilerin ortak özelliği nedir? Hemen hemen hepsinde aşktan ağzı yanmış güzel bir kız ve yakışıklı bir erkek vardır. Komik bir şekilde bu ikilinin yolları kesişir. Ya birbirlerini kovalarlar ya da başkalarını. Ama en sonunda, bir şekilde bu ikisi bir araya gelir ve bilindik mutlu son ile bitiş jenereği akmaya başlar. Umut Işığım / Silver Linings Playbook ilk bakışta böyle bir izlenim uyandırıyorsa sizde, bir kez daha düşünmenizi tavsiye ederim. Çünkü tamamen yanılıyorsunuz. Klasik romantik komedi kalıplarından uzak, gerçekçi ve sağlam duruşu ile dikkat çeken bir film var önümüzde.
      
3 Kral / Three Kings ve The Wrestler'dan tanıdığımız yönetmen David O. Russell'in, Matthew Quick'in aynı adlı eserinden uyarladığı Umut Işığım, ödül sezonundan hemen önce vizyondaki yerini alıyor. Nitekim törenlerde adından epey bir söz ettireceğini 'farkı' ile ortaya koyan yapım, mizahı ve romantizmi dozunda işlerken, dramı hissettirmekten de geri kalmıyor. 
       
Başlıkta da belirttiğim gibi bu film 'arıza' insanların öyküsü. Pat, bipolar bozukluk yüzünden 8 aydır akıl hastanesinde yatmıştır ve şartlı olarak ailesinin yanına dönmüştür. 8 ay önce yaşanan trajedi yüzünden ne bir evliliği ne de bir evi kalmıştır Pat'in. (Fragmanda içerse bile sürprizi bozmayalım ve trajediye burada değinmeyeyim. Gerçi kitapta bile en sonunda açıklanan olay filmde hemen başta izah ediliyor.. Artık yönetmenin takdiri..) Her ne kadar iyileşme sinyalleri gösterse de Pat aslında hastalığı ailesinin evinde de devam etmektedir. Tek amacı; kendini yenileyip karısı Nikki ile tekrar bir araya gelebilmektir. Bir gün arkadaşlarının evinde yemekte Tiffany isminde kendi gibi 'arıza' bir kızla tanışır. Tiffany de yakın geçmişinde bir trajedi barındırmaktadır. Bir 'iyilik' karşılığı Pat'e yardım teklif eden Tiffany, her ikisi içinde Umut Işığı olacak yeni bir kapı açacaktır.
     
      
Sert ve çarpıcı bir karakter analizi ile giriş yapan Umut Işığım, süre geçtikçe daha yumuşak bir tonda ilerliyor. Aynı karakterlerin ruh halleri gibi.. Kimi zaman klişe romantik komedi sularına doğru seyretse de, gerçekçiliği ve oturaklılığından ödün vermiyor. Senaryo çok başarılı. Bunun perdeye aktarımı bir o kadar iyi. Burada hem yazıp hem yönetmeye ilave, David O. Russell tekniğinin de farkını görüyoruz. Planlarda ve kamera hareketlerinde bunu farketmek mümkün.   
   
Film 8 dalda Oscar, 4 dalda da Altın Küre adayı. Özellikle oyunulukları ile bir kaç adım öne çıkıyor. Gerek Bradley Cooper gerekse Jennifer Lawrence (ki yaşına göre büyük, görmüş geçirmiş birini canlandırıyor) karakterlerini yaşayarak yansıtıyorlar perdeye. Çizdikleri portre, hastalıkla birlikte, çok gerçekçi ve başarılı. Oscar'ı hakeden performansı sergiliyorlar mı? Kesinlikle evet. Uyumlar ve kimya müthiş. Açlık Oyunları'nın Katniss'i Jennifer Lawrence çıtayı epey bir yükseltiyor açıkçası. Yan karakterlerin tamamı filmin içine cuk oturuyor. Sırıtmıyor veya eksik kalmıyorlar. Robert De Niro'nun usta oyunculuğunu da atlamamak lazım. Zaten kendisi bir kez daha Oscar adayı. Belki de 22 sene aradan sonra heykelciği evine götürecek.  
        
Kısaca; kusursuz karakterler barındırmayan, gerçeği iyisiyle/kötüsüyle, doğrusuyla/yanlışıyla yansıtan, çarpıcı, doğal, eğlenceli ve duygusal bir film Umut Işığım. Hemde epey sürükleyici. İzlerken umutlanmamak ne mümkün. Belki biz izleyicilere de bir nevi ışık tutar.. Kaçırmayın..      (9/10)
         


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder