7 Şubat 2013 Perşembe

00:30


11 Eylül'de Manhattan'daki Dünya Ticaret Merkezi'ne iki uçağın çarpması sonucu kuleler yıkılmış ve o gün ABD'de 3000'den fazla kişi hayatını kaybetmişti. 21.yy'ın bu en büyük terör saldırısını, günümüzde de faaliyetlerini sürdüren El Kaide terör örgütü ve baş ismi Usame Bin Ladin üstlenmişti. Akabinde ABD Afganistan'a çıkarma yapmış ve savaş başlamıştı. 1 Mayıs 2011'de Amerikan askerleri tarafından öldürülene kadar (bildiğimiz kadarıyla) El Kaide'nin lideri olan UBL, bu süre zarfında çeşitli saldırıları azmettirmiş ve tehditlerine devam etmişti. Peki 9/11'den 2011'e kadarki 10 yıllık süreçte neler olmuştu? UBL'nin yeri nasıl tespit edildi ve nasıl yakalandı? İşte Zero Dark Thirty yani askeri açılımıyla 00:30, bu soruların cevabını vermeye çalışıyor.
    
Filmi izlerken sürekli şunu düşünüyordum: Bu filme nasıl yaklaşılmalı? Bu zamana kadar okuduklarımı göz önünde bulundurarak ve kendi bildiklerim, inanadıklarıma dayanarak mı? Yoksa belgesel yönünü bir kenara bırakıp tamamen film matığıyla mı? Sonuçta büyük bütçeli bir 'Amerikan' filmi Zero Dark Thirty ve izlerken de göreceksiniz 'gerçeklerden' yola çıkılarak yazılan bir senaryo söz konusu. Gazetecilik geçmişiyle bilinen ve The Hurt Locker ile Oscar kazanan isim Mark Boal, filmin senaristliğini üstlenirken bir kez daha Kathryn Bigelow ve aynı ekip ile çalışıyor. Sonunu bildiğimiz bir hikayenin nasıl geliştiğini, arkasında neler yaşandığını gerçek olaylarla bağlayarak sunan filmin, doğru ellere emanet edildiği açık. Türün deneyimli ismi Kathryn Bigelow'un yönetmenlik koltuğuna oturduğu film belgesel gibi duran, gerilimi yüksek bir aksiyon draması. 
     
Zero Dark Thirty bir Usame Bin Ladin filmi değil, Maya'nın filmi. Maya, USB'in yakalanmasında başrol oynayan CIA ajanı. Böyle bir operasyon ve bölge için oldukça genç olmasına rağmen, kendisine olan güveni ve üstün istihbarat başarısıyla yıllar boyunca pes etmiyor ve adım adım sonuca ulaşıyor. Olay örgüsü aslında bildiğimiz, duyduğumuz gerçek haberlerin kronolojik sıralanması ile oluşuyor ve etrafı dolduruluyor. 
      
Filmin oyuncusu kadrosu doğru isimlerden oluşturulmuş. Başrolde yer alan Jessica Chastain en iyi performansını sergiliyor ki En İyi Kadın Oyuncu dalında da Oscar adayı kendisi. (Hatta en güçlüsü) Bu hafta itibariyle Türkiye vizyonunda 3. filmi ile yer alan başarılı oyuncu bir kez daha kendini ispat ediyor. Sadece güzel değil, epey bir yetenekli ki geçen ay Altın Küre'yi de kucakladı. Jason Clarke, Kyle Chandler, Jennifer Ehle, kendisine eşlik eden isimlerden bir kaçı.. Ayrıca kadroda James Galdolfini, Chris Pratt, Joel Edgerton, Mark Strong gibi tanıdık isimler de yer alıyor. Oyunculukların tamamı o kadar gerçekçi ki bazı yerlerde sanki film değilde arşiv görüntüleri izleniyormuş gibi gelebilir. Bunda Kathryn Bigelow'un etkisi de yüksek. Filmin kurgusundan planlarına kadar teknik anlamda da mükemmele yakın bir işçilik sergileniyor. Özellikle sahneleri destekleyen müziklerin katkısı yüksek.
     
      
Film, 11 Eylül'deki gerçek telefon kayıtları ile başlıyor. En etkileyici olanları, saldırıyı hissettirenleri, tüyleri diken diken edenleri siyah bir ekranla duyuruyor hoparlörlerden. Filmin süresi bazı sahnelerin gereksiz uzatılması yüzünden 157 dakikaya ulaşmış. Çok rahat bu süre kısaltılabilirdi. Açılıştaki işkence sekansı veya final sekansının tamamı buna örnek verilebilir. Aslında baştan sona belli bir seviyede ilerleyen tempo kimi yerlerde anlık olarak tavan yapıyor ama sonra normal hizasına geri dönüyor. Bayacak moda ulaşmıyor ama ilerleyişi etkileyebiliyor.  
       
Zero Dark Thirty'nin film özelliğini bir kenara bırakıp politik olarak bakarsak eğer  şu gerçeği göz ardı edemiyorum: ABD bir kez daha bilinmesini istediği olayları 'gerçek' diyerek dünyaya sunuyor. Hollywood'un dünyaya hakimiyeti şüphesiz.. Ve bazen bu Hollywood sinemasının sadece 'eğlence' amaçlı olmadığını hepimiz biliyoruz. Zero Dark Thirty'nin de Usama Bin Ladin olayında sadece bilinenleri, kamuoyu ile paylaşılanları anlattığını biliyoruz ama aslında perde arkasında çok daha başka şeyler olduğunu, çeşitli komplo teorilerinin varlığını kabul etmek lazım. Gerçekten Usame Bin Ladin öldürüldü mü? Yoksa bu film Amerika'nın inandırmak istediklerine bir katkı niteliğinde mi?
     
Sonuçta izlediğimiz bir film, belgesel değil. Bunu unutmadan izlenirse filmin içine girmek çok daha rahat olacaktır. O zaman The Hurt Locker'dan çok daha iyi, bekleneni fazlasıyla veren bir aksiyon-gerilim izleyeceğinizden şüpheniz olmasın.
     
Kısaca, sonunu bildiğimiz bir hikayenin detaylarını, kamuoyuna duyurulan gerçeklerle birleştiren Zero Dark Thirty, yani 00:30, aksiyon-gerilim severlerin kaçırmaması gereken, başarılı bir yapım. Yılın iyileri arasında yerini alan ve En İyi Film dahil 5 dalda Oscar adayı olan filmi kaçırmayın..   (7.5/10)  
    
    


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder