7 Eylül 2016 Çarşamba

Hayat Işığım / The Light Between Oceans


Woody Allen'ın son filmi Cafe Society'den önce fragmanını izlemiştim Hayat Işığım / The Light Between Oceans filminin. Fragmandan konu az biraz belli ediyordu kendini. Böyle iddialı bir kadro (hele ki 2 kadın başrol Oscarlı, başrol erkek ise Oscar adayı olmuş) bir araya gelmiş, bu filmi pas geçmek olmazdı. Türünün biraz romantik ama epey bir ağlamaklı dram olacağını bilerek, sonunu da tahmin ederek filmi izledim. 
   
Filmin hikayesi Tom ve Isabel çiftinin etrafında şekilleniyor. Yıl 1918.. Avustralya'nın izbe bir kasabasında deniz feneri bekçiliği yapan Tom, Isabel ile tanışır. 1. Dünya Savaşı gazisi olan Tom insanlarla güç iletişim kursa da Isabel ne yapar eder Tom'u tavlar (hem de mektuplaşarak) ve evlenirler. Tom ve Isabel fenerin bulunduğu adada tek başlarına yaşamaya başlarlar. Ailelerini büyütmek için çocuk denemeleri Isabel'in düşükleri ile sonuçlanır. Derken bir gün adanın sahiline bir kayık vurur. İçinde de bir adamın cesedi ve ağlayan bir bebek vardır. Tom ve Isabel bebeği kendi çocukları olarak büyütmek ile vakayı raporlamak arasında kalırlar ve bundan sonra hikaye farklı bir yol izlemeye başlar. Devamını filmi izlememiş kişiler için yazmıyorum.
    
Öncelikle film aynı isimli romandan uyarlama ve 136 dakikalık süresi ile bir dram filmi için epey uzun süreye sahip. İlk yarı Tom ve Isabel çiftinin şekillenen ilişkileri ve ada hayatları ile çok sıradan ve ağır tempo ile ilerleyen film ikinci yarıda biraz daha hareketleniyor. Çok tahmin edilebilir şekilde ilerlese de film, kendinizi atmosferine kaptırabilirseniz eğer epey dokunaklı olduğunu görecek, boğazınızın düğümlendiğini hissedeceksiniz. 
   
Filmin oyunculukları için çok iyi demek yetmez, tek kelime ile müthiş. Daha önce 2 kez Oscar adayı olmuş Michael Fassbender, taze Oscarlı Alicia Vikander ve yine Oscarlı Rachel Weisz bildiğiniz döktürüyorlar. Bu etkileyici oyunculuklar tabii ki seyircinin içine işliyor. Bu anlamda film zaten bekleneni sunuyor. Yalnız senaryonun aksaklığı, temponun yavaşlığı kimi yerlerde ve özellikle ilk yarıda oyunculukların önüne geçiyor. İkinci yarıda ise tam tersi, oyuncular devleşiyor resmen ve filmi sırtlanıp götürüyorlar. Bunda çocuk oyuncunun da payı büyük. Aslında detayda çok daha fazla subliminal mesaj olabilir (Tom'un savaş gazisi olması, yalnızlığı vb. gibi) ama normalden uzun sürede bunlara kafa yormaya gerek kalmıyor açıkçası. Zaten dediğim gibi oyunculuklar yeterince büyülüyor ve hikaye de bir tık geride kalıyor. 
   
Filmin bir dönem filmi olması, planları ve detayları başarılı bir çalışma olarak yansıyor perdeye. Gerek fenerin bulunduğu ada, gerekse küçük kasaba yönetmen Derek Cianfrance'ın kamerasından kusursuz görünüyor. Keza kostümler, aksesuarla ve oyuncuların sade makyajları da tam yerinde olmuş.
    
Sonuçta ağır aksak uyarlama senaryo, biraz fazlaca uzun süre, teknikte iyi detaylar ve mükemmel oyunculuklarla harmanlanınca ortaya etkili bir drama çıkıyor. Konsantre olması biraz güç olsa bile Hayat Işığım / The Light Between Oceans seyirciyi etkilemeyi başarıyor. Eğer duygusal bir yapınız varsa mendilleri hazır etmenizde fayda var.  

(7/10)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder